26 Şubat 2012 Pazar

Feridun Zaimoğlu - Aşk Yanığı

2010 TÜYAP İstanbul kitap fuarında almışım bu kitabı. Okumak bugünlere kısmetmiş. Yazın bir ara ilk birkaç sayfasını okumuş lakin frekanslarımızın henüz uyuşmadığına karar verip bırakmıştım. İyi ki öyle yapmışım. O vakitler devam etseydim büyük ihtimalle direkt olarak yazarın emeğine, dolaylı olarak esere yazık etmiş olacaktım. 

Kitap satın alırken yüzde doksan hislerime göre hareket ediyorum çünkü hiçbir şey bilmeden rafların arasında gezinirken aldığım keyfi tavsiye yoluyla direkt bir kitaba yöneldiğimde yaşayamıyorum. Bu yüzden ne Feridun Zaimoğlu hakkında bilgim vardı ne de Aşk Yanığı'nı bana tavsiye eden biri oldu dediğimde şaşırmayın. Şanslıyım ki bugüne kadar ilgi sınırlarımın dışında kalan kitaplarla pek karşılaşmadım. 

Aşk Yanığı, otobüs yolculuğu esnasında ciddi bir kazaya maruz kalan bir adamdan yola çıkarak ismiyle orantılı bir rota çiziyor. Adam geçirdiği kaza sonrasında cadde üzerinde ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide dururken kendisine yabancı bir el uzanıyor. Bir yandan adamın sorularına cevap verirken diğer yandan ufak tefek yardımlarda bulunuyor. Yapabilecekleri sonlanınca gerisini olay yerine varan sağlık görevlilerine bırakıp aceleyle oradan uzaklaşıyor. Adamın aklında ise kadının parmağına taktığı yüzük ve kullandığı arabanın plakası kalıyor; bir de yere düşürdüğü tokası. O andan itibaren kadın adamda takıntı halini alıyor. Ne yapıp edip onu bulması gerektiğine inanan adam iyileşir iyileşmez yola düşüyor. Önce kadının araba plakasından yola çıkarak Nienburg'a sonra onun peşinden giderek - dikkatinizi çekerim takip ederek değil zira karakterimiz her fırsatta dile getiriyor bu ayrımı - önce Prag, ardından Viyana'ya yolu düşüyor. En son gittiği yeri ise kendi ağzından dinleyelim: " Sonra karlı, soğuk bir rüzgarda... gidecektim. "

Bu kitap size ne kazandırır? İşte bu sorunun asıl cevabını tabii ki kitabı okuduktan sonra alırsınız ama en azından şunu söyleyebilirim: Almayı bilen için şüphesiz birçok şey. Aşk temasını her daim canlı tutarken yazar dalları uzatıp farklı şehirlerin dününü, bugününü okuyucuya aktarmayı ihmal etmiyor. Hem tarihi bir kaynak hem de bir gezi rehberi niteliği taşıyor yani elinizdeki eser. Felsefi yanı da var ki bazı cümleler üzerinde saatlerce oyalanmak mümkün. Maalesef ben henüz derinliğini yakalayamamış biri olduğum için o kadarına zihnimi açamadım. 

Not: Fotoğraf sizi yanıltmasın. Kitabın kapağı kalp baskılı değil. Bilakis, gördüğünüz minik şekiller kitabı kapladığım jelatinden kaynaklıdır. Malum kitaplarım benim için çok değerliler. Bu yüzden aklıma estikçe toza karşı kendilerini korumak adına kaplarım. Ve, hayır, ben deli değilim. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder