24 Mayıs 2010 Pazartesi

Forever Young/Forever Cursed!

Geçmiş olan bir bahar zamanında, uyku durumumun sıfıra yaklaşmakta olduğu gecelerden birinde - şimdi baktım ve öğrendim ki filmi 31.05.2007 tarihinde 02.30 dan sonraki bir vakitte izlemişim - elimde kumanda ile tv karşısında oturmuş zapping durumu yaparken kanallardan birinde bir filme rastgeldim: Dorian Gray'in Resmi. Filmin adı veya o anki görüntü beni tetikleyici etki uyandırmamasına rağmen, izleyecek başka birşey bulamadığımdan ötürü, filmin ucundan azıcık izlemeye karar verdim. İzlemek fiilinin uygulanması esnasında ara ara tırsıp - evet, 24 yaşındayım ama korku/gerilim dalında yüksek lisans yapacak kadar film izlemediğim için ürkebilitem yüksek - başka kanallara geçtiğim olduysa bile 2004 yapımı olan bu eseri tamamlamayı başardım. Filmin sonuna Oscar Wilde'ın bir sözünü girmişlerdi. Şu an hatırlamamakla birlikte - balık hafızama teşekkürler - okuyunca etkilenmiştim.

O vakitler Oscar Wilde hakkında bildiğim tek şey adıydı. Daha önce, bir şekilde duyduğumdan emindim. İzlediğim filmin ardından - özellikle de okuduğum o sözden sonra - kendisini aklımın köşesine not ettim. Tabi yine bir süreliğine - yine, yeni, yeniden balık hafızama teşekkürler - unuttum. Ta ki Ankara/Ankamall/D&R rafları arasında gezinirken Oscar Wilde - Dorian Gray'in Portresi kitabına rastlayıncaya değin. Görsellik tarafından tetiklenen hafızam bir Mayıs gecesi kendisine yüklenen bilgileri geri getirmiş, eserle ilgilenmemi sağlamıştı. Ön kapağın iç kısmına göz gezdirip yazar hakkında verilen bilgileri okurken şu kısım dikkatimi çekti: "Basil Hallward, benim olduğumu sandığım kişidir, Lord Henry dünyanın benim olduğumu sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir - belki bir başka çağda..."

Az önce sizlerin de okumuş olduğu bu söz üzerine karakterleri hatırıma getirdim ve şöyle düşündüm : Cesur adammış. Evet, sadece bu kadar. Etkilenmiştim. Bu sebeple kitabı elimden bırakmadan kasaya ilerledim - aldığım diğer kitaplarla birlikte tabii - ve satın aldıktan sonra fazla vakit kaybetmeden eseri okumaya başladım. Bitirdiğimde "Vay be!" şeklinde kıt bir nida koyvermekle yetinsem de ellerimin arasında oldukça değerli bir yapıtı tuttuğumun ayırdında olacak kadar IQ sahibiyim çok şükür.

Kitabın arka kapağındaki bir paragrafı buraya aktarmak istiyorum: "Oscar Wilde'ın tek romanı Dorian Gray'in Portresi, 1891'de yayınlandığında, ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepkilerle karşılaştı. Dorian Gray'in kendi kendini yıkıma sürüklemesi bile, yapıtın eleştirmenlerce ahlaksızlıkla suçlanmasını engellemedi. Wilde ise ısrarla, ahlaki bir sonu olsa da sanatın özünde ahlakdışı olduğunu vurguladı ve herkesin Dorian Gray'de kendi günahını göreceğini söyledi." Kitabı okumuş biri olarak gerçekten de kendi içimdeki Dorian Gray'i - karakterin kendisi kadar uçmuş olmamakla birlikte - gördüm. Hatta, bir süre "24 yaşındayım lakin beni her gören 18 yaşında sanıyor, ruhu çürürken bedeni hep genç kalan Dorian Gray gibiyim" şeklinde hafif alay taşıyan bir düşünceyi dillendirdim. Öyle ya da böyle, şu veya bu şekilde, size tavsiyem şudur: Kendinizle yüzleşecek denli cesur olduğunuzu düşünüyorsanız eğer, bu kitabı okuyun!

Bu yazıyı yazmaktaki amacım, iki saat evvel izlemiş olduğum bir başka Dorian Gray ile alakalı bir tanıtım yapmak idi. Lakin düşük çenem - lafın gelişi - sebebiyle asıl meseleye bir türlü giremedim. Şimdi konumuza dönelim.

Efendim, eser bu denli ünlü olunca doğal olarak birçok kez sinemaya uyarlanma girişiminde bulunuldu. Bunların arasından 2009 yapımı olan filmde karar kıldım: Dorian Gray. Buyrunuz, bu da afişlerinden biri:
Onca film arasından neden bu yapımı seçtiğimi merak etmiş olabilirsiniz veyahut etmemiş de olabilirsiniz. Lakin, ben yine de sebebini açıklamak istiyorum: Colin Firth. Kendisine karşı aşırıya kaçan bir hayranlığım olmasa da oyunculuğunu izlemekten çok zevk aldığım bir şahsiyettir. Başlangıçta akıllı, uslu, beyefendi biri niteliğindeki Dorian Gray'i fikirleri ile zehirleyerek filmin sonunda olduğu şeye dönüştürmekteki isim olan Lord Henry karakterini layıkıyla canlandırmıştır. Nitekim, filmin sonlarına doğru Dorian Gray kendisine "Kendi düşüncelerini bana empoze ederek benim üzerimden yaşadın" kıvamında sözler sarfederek bu gerçeği gözler önüne sermiştir.
Başrol karakterini canlandıran Ben Barnes isimli aktörü ilk defa bu filmde gördüm, duydum, izledim. Başlangıçta Dorian Gray'deki güzelliği yansıtacak bir yüze sahip olmadığını düşünüp antipati ile yaklaşsam da kendisine, filmin ilerleyişi ile birlikte beni Dorian Gray olduğuna inandırmayı başararak düşüncemi çürütmüştür. Sevimli yüzünü kötücül hatta şeytancıl bir ifade ile doldurmayı başardığı anlarda bolca takdir almıştır bendenizden. Kendisine "Yıldızın parlasın Ben" diyoruz.

Romanın kendisinde ve dolayısıyla filmde Dorian Gray'deki değişimde payı olan bir kişi daha var: Basil Hallward. Kendisi ressamdır ve herşey onun Dorian Gray'in portresini yapmasının ardından başlar. Zira Dorian Gray esere baktığı an kendi güzelliği karşısında hayrete düşer ve bir gün onu yitireceğini farkederek kendisinin yerine portresinin yaşlanmasını diler. Dileğinin kabul olduğunu dile getirmeme gerek var mı?...
Dorian Gray'in kalıcı güzellik dileğinin nelere mal olduğunu görmek istiyorsanız filmi izleyin. Sonunu yazmak için kıvransam da benden bu kadar. Yazıma Oscar Wilde'a ait bir sözle son veriyorum: "Herkes benim düşünceme katılırsa yanılmış olmaktan korkarım!"



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder