Drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Drama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2014 Pazar

Jun Ji Hyun gelmiş, hoş gelmiş: Man From the Stars ( 2013 )


God's Gift - 14 Days'in son bölümlerini seyrettiğim şu günlerde oturup Man From the Stars hakkında yazmak biraz zor olsa da öylece geçip gitmesine izin vermekten yeğdir. My Sassy Girl'den tanıdığım(ız) Jun Ji Hyun'un on dört yıl sonra bir dizide yer aldığı gerçeğini göz önünde bulundurmak lazım, değil mi?

Bir bölüm uzatılarak yirmi bire tamamlanan Man From the Stars 2013 ile 2014 yılları arasında yayınlanmış Güney Kore elinden çıkma bir dizi. Yazları komik ve fantastik, kışları romantik ve melodramatik geçen bir iklime sahip. Joseon döneminin 1600lü yıllarına denk düşen zaman diliminde dünyaya gelen bir uzaylının gezegenine geri dönmek için gün saydığı dönemin son üç ayını konu edinmiş. Yer yer daha geriye gitse de ana konu itibariyle günümüzde geçmekte olaylar. 


Reytinglerin aksi yönünde bir yol tutturarak Inspiring Generation ile aynı dönemde yayınlandığı için Man From the Stars'ı ileri bir tarihte seyretme kararı almıştım. İşbu tarih, kardeşimin isteğiyle dizinin final yapmasının üzerinden hemen hemen iki ay geçtikten sonrasına tekabül ediyor. Geç olsun da güç olmasın dedik. Hakikaten pek kolay olmuş olacak ki şappadak bitiverdi. Ahım şahım senaryosu yokken nasıl oldu da kendimi kaptırdım diye düşünürken ibre Jun Ji Hyun'un canlandırdığı karakteri gösterdi. Velhasıl, Kim Soo Hyun için gelip Jun Ji Hyun için kalanlardan oldum.


Do Min Joon, dünya üzerinde geçirdiği dört yüz yıl boyunca kendince sebeplerle insanlarla ilişki kurmaktan imtina etmiş bir uzaylıdır. Görme ve işitme duyuları gelişmiştir, yakın geleceği görebilmektedir. İnsanların hayatına dahil olmaktan kaçınmakta, insani duyguların yanlış değerlendirildiğini savunmaktadır. Ait olduğu gezegene dönmesine üç ay kala Hallyu yıldızı Chun Song Yi ile tanışması prensiplerinin birer birer yıkılmasına ve kaçındığı durumların mahkumu olmasına yol açacaktır.


Karakteri canlandıran Kim Soo Hyun'u dizide az da olsa hanbok, Korelilerin geleneksel kıyafeti, giyerken gördükçe ağzımdan tarihi yapımlara daha çok yakıştığına dair cümleler çıkıp durdu. Aslı the Moon That Embraces the Sun'a dayanan bu düşüncem aktörün rol aldığı bir sonraki yapımda vücut bulur tekrar umarım. Bu dizide Do Min Joon olarak seyirci karşısına çıkması bugüne kadar zihinlerde yer eden uzaylı kavramını yerle bir etmiş, uzaylılara bambaşka bir gözle bakılmasına sebep olmuştur. Misal, vampir denildiğinde benim aklıma Ian Somerhalder, kurt adam denildiğinde Sam Huntington, uzaylı denildiğinde ise Kim Soo Hyun geliyor artık. Olacak iş değildi ama oldu bir kere.


Man From the Stars'ı izlemek istememin sebebi bünyesinde oyuncu olarak takdir ettiğim Kim Soo Hyun'u barındırmasıydı. Gelin görün ki Jun Ji Hyun canlandırdığı Chun Song Yi karakteri ile beni benden aldı. Bir bölümden diğerine zevkle uçma sebebim oldu. Hafızalarda My Sassy Girl'deki rolü kadar yer eder mi bilmiyorum ancak ondan pek de aşağı kalır yanı yoktu. 


Çocuk yaşta oyunculuğa adım atan Chun Song Yi bir zaman sonra devleşmiş, Hallyu'nun önde gelen temsilcilerinden biri haline gelmiştir. Ailesi varla yok arası olan kızımız setlerde büyüdüğü için insan ilişkileri yönünden zayıf kalmıştır. Beklenmedik bir anda şöhreti dibe vuracak, can simidi niyetine kapı komşusu Do Min Joon'a sarılacaktır. Sonrası sürpriz.


Konuk oyuncu bolluğu diziyi daha keyifli hale getirmemiş mi? Kim Soo Hyun evvelce birlikte çalıştığı rol arkadaşlarını toplayıp fethetmiş Man From the Stars'ı. Gözlerim Jung Il Woo'yu aramadı desem yalan olur gerçi. O da fırlasaydı bir yerlerden keşke. ( Yazar burada oyuncuyu bilgisayar ekranında görmeyi özlediğini fakat onun son çalışması olan Gold Rainbow'u seyretmeyi göze alamadığını belirtmek istiyor. 41 bölümlük dizi yapmışlar! )

Güney Kore yapımlarını her birinde karşılaştığınız klişelere rağmen izliyorsanız Man From the Stars'a bir şans verin derim. Seçici davrananlardan olsanız bile şans verin. Bir başladınız mı gerisi çorap söküğü gibi gelecek, siz ne olduğunu anlamadan bölümler tükenecek. 

Sevgiler.

Yoon Kye Sang oynuyor dediler, geldik: Beyond the Clouds ( 2014 )

Tam olarak öyle değil aslında. Yoon Kye Sang, Beyond the Clouds'u tercih etmemin ikinci nedeni; birincisi ve aslı dizinin melodram oluşu. Reply 1994'ü sindirdikten sonra başımın üzerinde beliren baloncukta "Ana karakterlerin gözlerinden yaşların eksilmediği bir yapım izlemek istiyorum." yazısı belirmiş şahitlerin dediğine göre. Tumblr'da gezinirken bu doğrultuda yapılan bir öneriye rastlayınca ve başrolde tanıdık bir simanın olduğunu görünce balıklama daldım Beyond the Clouds'a. Çıkmam bir hafta bile sürmedi zannımca. 

Ve dizi başlar. Karlı tepelerin ortasında bir adam tek başına yürümektedir. "Çocukluğuma dönebilseydim eğer, ağzımda düdüğümle babamın sırtında koşuşturduğumuz günlere ya da onunla ilk kez karşılaştığım ışıl ışıl yirmili yaşlarıma veya her şeyin mahvolduğu o güne dönebilseydim eğer; o zaman gözyaşlarını silmiş olsaydım kendim olarak, Jung Se Ro olarak yaşayabilir miydim acaba?" diye düşünürken bulur seyirci onu ve adamın elindeki silahı şakağına dayadığını görünce "Vur dediysek öldür demedik be senarist!" der. İlerleyen dakikalarda dramın dibine vuracağız nasılsa. İlk saniyeleri rahat geçirseydik bari. 

Beyond the Clouds ( Full Sun ) 2014 yılına ait on altı bölümlük bir Güney Kore dizisi. Taze bitti. Metrekareye düşen gözyaşı miktarının azınsanmayacak seviyede olduğu bu yapım dramın yanında aksiyon ve bu tip yapımların ekmek teknesi olan romantizmi barındırıyor. Tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak olan bir gencin uğradığı haksızlığın bedelini sorumlulara ödetmek için harekete geçmesiyle gelişen olaylar zincirini anlatıyor. 

Klişe bir dizi Beyond the Clouds. Senaryo dalgalanmalarının taşkınlığa sebep olduğu bölümlerde neler yaşanacağını az çok kestirebiliyor insan. Yine de izlemekten alıkoyamıyor kendini. Bana olan buydu en azından. Nedeni üzerinde çok düşünmedim. Kendiliğinden geldi cevap: Yoon Kye Sang. Adam çatır çatır rol yaparken etkisine kapılmamak mümkün mü? 

Jung Se Ro, geleceğinin derdine düşmüş bir gençtir. İyidir, saftır; tüm olumsuz sıfatlardan uzaktır. İşi gereği Bangkok'ta bulunan babasını ziyaret etmeye karar verdiği gün hayatının kırılma noktası olacaktır. Kader ağlarını Gong Woo Jin adlı bir genç ile Se Ro'nun etrafına örecek, nihayetinde biri ölürken diğeri katil damgası yiyerek hapse girecektir. O esnada Se Ro intikam için kolları sıvayacak, beş yıl sonra başka bir isimle, Lee Eun Soo, mahkumiyetinden sorumlu olanların başında bulunduğu şirkette işe girerek planını uygulamaya koyacaktır.

Karakteri canlandıran isim Yoon Kye Sang. İdollükten oyunculuğa devşirilenlerden kendisi. 90lı yıllarda temeli atılan g.o.d grubundan ayrılmış da gelmiş.* The Greatest Love'daki rolüyle gönüllere taht kurmuş olması muhtemeldir. İkinci erkekti beyimiz dizide. Sormadınız ama söyleyeyim: Desteklediğim kişiydi. O kadar. Aktör olarak iz bırakmamıştı bende o vakitler. 


Yandaki fotoğraf Beyond the Clouds'tan alıntı. Baktım ki oyuncu ile yollarımız yeniden kesişmeyeli hakikaten üç yıl olmuş, repliğini üzerime aldım. Tapusu bende. Harikayım. :P 

Tanıdık sima iyidir diyerek başladığım yapımın sonunda Yoon Kye Sang'ı ayrı bir yere oturtmak kaçınılmaz oldu. Oyunculuğunu görmeniz lazım. Anlatılmaz, yaşanır. Dizi ile ilgili yorumların çoğunda rastladığım şu cümle ipucu versin size: "Yoon Kye Sang'ın seyirciyi derinden etkileyen performansı olmasa Beyond the Clouds sıradan olmaktan öteye geçemezdi." 


Diğer karakter Han Young Won. Babasına rağmen sevdiceğiyle evlilik yolunda ilerlemekte olan bir mücevher tasarımcısıdır. Annesinden yadigâr şirkette yöneticilik yapmaktadır. En belirgin özelliği saflığıdır. İnsana "Yok artık, bu kadar da olmaz." dedirten cinsten. Mücevher fuarına katılmak için gittiği Bangkok'ta yaşamını birleştirmek için gün saydığı Gong Woo Jin'i kaybedince dünya başına yıkılır. Kabuğundan çekilip çıkarılması için gereken şey Lee Eun Soo adı altında gerçek kimliğini gizleyen Jung Se Ro ile tanışmaktır. Sonrası dramın dibi.


Han Ji Hye'yi ilk defa seyrettiğimi sanarken Sweet 18'de oynadığını öğrendim. Yarım, hatta çeyrek bıraktığım bir dizi olduğundan hatırlamamış olabilirim. İzleyeli de epey oluyor zaten. Kendime yüklenmeyeceğim o yüzden. Sima olarak Han Young Won karakterinin tıpkısının aynısı olmuş. Sergilediği performans iyiydi. Gönül isterdi ki Yoon Kye Sang ile bir melodrama yakışır kimyaları olsun. Ne yazık ki beklediğimi alamadım. Başka bir yapıma bakacağız artık. 


Son dakika kararı olarak Jo Jin Woong'u sunuyorum sizlere. Beyond the Clouds'un en dikkat çekici karakteri olan Park Kang Jae'yi canlandırıyor. Jung Se Ro'nun babası mesleğinde kendisine yardımcı olması için oğlu yerine onu yetiştiriyor. Bir talihsizlik sonucu adamın kaza geçirmesine neden olmasının verdiği bir yükle Kang Jae, Se Ro'nun intikam planına dahil oluyor. 

Kang Jae'nin nasıl bir çizgide ilerlediğinin önceden kestirilemez oluşu, tahmin edilse bile ikilemde bırakması, son dakikaya kadar sürprizlerle dolu olması karakterin kendisini olduğu kadar onu canlandıran oyuncuyu da ayrı bir yere koymayı gerektiriyor. Velhasılıkelam, Jo Jin Woong harikaydı. 

Gittim.

Not: Görsel malzemeler alıntıdır.

*Az önce okuduğum bir habere göre g.o.d grubu Yoon Kye Sang'ı da içine alarak K-Pop sahnelerine geri dönecekmiş. ( 04.05.2014 )

26 Nisan 2014 Cumartesi

Açılın, Kim Hyun Joong geliyor: Inspiring Generation ( 2014 )

Posterde 1930lu yılların Şanghay'ına bakan kim ola ki? Kim Hyun Joong'dan başkası değil tabii. İleri seviye hayranı olduğum insanın rol aldığı hiçbir yapım burada yer almasın, olacak iş mi? Açıkçası o olmasa Inspiring Generation'ı yazma işine soyunmazdım. Yanlış anlaşılmasın, durumun dizinin seyredilebilirliği ile alakası yok. Neticede I Hear Your Voice, Two Weeks, Good Doctor vs. kayda değer yapımlardı fakat tembelliğim yüzünden blog günlüğüme konuk olamadılar. 

Inspiring Generation, yayın döneminde alınan kararlar sonucu yapılan ani değişiklikler sebebiyle epey karmaşık bir hâl aldığı ve aynı anda birçok karakteri sivrilten bir senaryoya sahip olduğu için hakkında bir şeyler yazmanın meşakkatli bir iş olacağını düşünmekten alamadım kendimi. Dahası yazıya nokta koymak tahminimden uzun sürebilirdi. İşbu sebeplerden ötürü zihnim debdebeden kaçmak istediyse de gönlüm ille de Kim Hyun Joong dedi. Oyunculuğunu azınsanmayacak denli geliştirmişken kendisine arkamı dönüp gidemedim.

Güney Kore yapımı Inspiring Generation, diğer adıyla Age of Feelings, yirmi dört bölümden oluşan bir dönem dizisi. İçinde bulunduğumuz yılda yayınlanmış olup birkaç hafta önce taze bitenler kategorisinde yerini almıştır. Senaristin on dakikada bir aksiyon sahnesi yazmaktan, yönetmenin Hyun Joong'u her bölümde soymaktan kendini alamadığı dizi dram ve romantizm öğeleriyle desteklenmiş. Aslı manhwadır, 1930lu yılların Şanghay'ında, o vakitler Japon yönetimi altındaki ülkelerinden uzakta sığınmacı olarak yaşayan Joseonlu bir grubun Hwanbang ve Ill Gook Hwae teşkilatları arasındaki güç savaşının... Toparlayamayacağım ben bu cümleyi. Filler tepişir, çimenler ezilir desem daha iyi. 

Ülke insanı zor durumda ise beşinci günün şafağında doğuya bakmak adettendir. Bir kahramanın doğuşu beklenir. İbre bu kez Gaksital'i değil Shin Jung Tae'yi gösterir. Böyle dedim diye karakterleri tanıtacağım zannına kapılmadınız umarım. Öncesinde değinmem gereken bir mevzu var.

Who Are You? tanıtımında Inspiring Generation'ın ilk çeyreğinden sonra senarist değişikliğine gidildiğinden ve kabağın sevgili Kim Jae Wook'un başına patladığından bahsetmiştim. İfrit olmuştum bu duruma. Epey zaman aldı sindirmem. Bir süre sonra aktörün rolüne son verilme sebebinin kaba tabirle para olduğu duyumunu aldım. Japonlar diziye talip olunca senaryoda onların lehine yumuşatma yapılması zorunlu hâle gelmiş. Özgürlük savaşçısı rolünde düşünülen Kim Jae Wook'un diziyle ilişiği kesilmiş.


Ben adamın karakterine son bile yazmadılar diye delirirken benzer bir haber de Song Jae Rim cephesinden gelmesin mi? On bilmem kaçıncı bölüm Inspiring Generation'da görüneceği son anlar olacak dediler, yıkıldım yâr. Seyirci çekme potansiyeli olan iki kişiyi harcamakla büyük risk aldıklarının farkına varmış olmalılar ki birkaç bölüm sonra Song Jae Rim tekrar boy gösterdi dizide. Rahat bir nefes aldım ben de. 

Inspiring Generation'ın orta yerinde senaristi değiştirmeleri risklerin en büyüğüydü. Çok kan kaybetti yapım bu sebepten ötürü. Olaylar arasında boşluklar meydana geldi, tutarsızlıklar oldu, kimi karakterler etkisini yitirdi, kimisi harcandı. Velhasılıkelam, çok şey vaadeden dizi sevdiceğim Japonya yüzünden az kalsın telef oluyordu. İlk bölümlerde sabit ilerleyen grafik, ikinci çeyrekte aşağı indi; son çeyrekte nihayet yükselişe geçti.


Girizgâh bitti. Geliştirmeye bakalım. Hyun'un dizideki karakterinin ergen safhasını oynayan Kwak Dong Yun'u görüyorsunuz fotoğrafta. Kendisini ilk gördüğümde verdiğim tepki ohannesburger boyutundaydı. Hyun'a benzemekle tıpkısının aynısı olmak arasında bir yerde yavrumuz malum. Böylesi isabetli oyuncu seçimini ömründe gören?.. 

Hep derim Güney Koreli genç oyuncular yetenekte büyüklerini ezip geçerler diye. Kwak Dong Yun da öyle. Shin Jung Tae karakterinin geçmişini canlandırması Hyun üzerinde baskı meydana getirmiştir muhtemelen. O derece iyiydi ki insanın "Ben bu yeteneğin üstüne nasıl rol yapacağım?" diye düşünmemesi abes olur. 

Shin Jung Tae baba figürünün epeydir olmadığı bir evde hasta kız kardeşiyle yaşamakta, onunla ilgilenmektedir. Kendini sevdiklerine adadığı bir ömür sürmektedir. Yaşadıklarının etkisiyle güçlü bir savaşçı olarak sivrilecek, Joseonlular için değerli bir sima hâline gelecektir. 

Inspiring Generation'ı izlemeye başladığım ilk dakikalarda Shin Jung Tae rolünün Hyun için biçilmiş kaftan olduğuna şahitlik ettim. Vaktiyle çiçek erkek imajı ile sivrilmiş olsa da sert rollerin insanı olduğunu görebiliyordum. Başkaları da farkına vardı nihayet. 

Dizi başladığında yegâne endişem Hyun Joong idi. Başkaları gibi Kim Jae Wook dururken nasıl olup da bizimkinin başrolde oynadığını sorgulayacak kadar ileri gitmediysem de alanında kendini ispatlamış yetenekli oyuncuları biraraya toplayan bir yapımın ağırlığını üzerinde taşıdığı için kaygı duymadan edemedim. Boşunaymış.


Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya lüzum yok. Hyun Joong oyunculuk bağlamında iyi bir iş çıkarmasa dahi endamı yeter diyerek Inspiring Generation'ı seyrederdim ben. O kıvamdayım. Hal böyleyken Hyun'un çoğu seyirciyi kendine hayran bırakacak bir sıçrama yapması dizideki varlığının üzerine bal kaymak oldu. An oldu, onun ağladığı yerde ben sevinç çığlıkları attım iyi iş çıkardı diye; an geldi, onunla birlikte ben de güldüm, üzüldüm, sevindim, öfkelendim. Ağlamış olduğum gerçeği var bir de. O da sevinçten miydi acaba? Şaka maka bizimki evvelce rol aldığı yapımlarda çizdiği sınırı aştı. Zafer onun ve onu eğiten koçundur. 


Şikayetçiyim Hâkim Bey! Hyun Joong'u bu yapımda sürekli üstsüz görmekten şikayetçiyim. Yüze yakın Güney Kore yapımı seyretmiş insanım. Hiçbirinde bir oyuncuyu bu kadar çok soyduklarına şahit olmadım. Reytingleri arttırır deyip yapılıyor; yapılıyor fakat bir, iki, olmadı üç defa oluyor böyle şeyler. Inspiring Generation'da öyle bir hal aldı ki Hyun bile rahatsız oldu zannımca. Dizi devam ederken verdiği bir röportajda yönetmenle son bir sahne üzerinde anlaştıklarını söylemişti. Tamamen soyunup - hayır, sevinmedim - nokta koyacağını söylemişti. İnandı bir de yavrucak yönetmene. Ne olacak? Son olmadı, arkası geldi. Velhasıl, düzenli olarak kas eğitiminden geçtik seyirciler olarak. Yüksek lisans da yapacaktık da işte... Onu geçtim dizinin yüzde sekseninde yüzü gözü dağılmış vaziyetteydi. Velhasılıkelam, hunharca kullandılar Hyun'u. Son olarak jjitjoong* sahnelerde kalsın, bu kadarı bir daha olmasın lütfen diyor ve nokta koyuyorum.


Jung Tae'nin ilk aşkı Gaya. Babasını öldürenin Jung Tae'nin babası olduğunu düşünerek kendisine yardım eli uzatan bir adamın peşine takılıp Japonya'ya giden kızımız orada aldığı eğitimle Ill Gook Hwae'nin başına geçer. Yıllar sonra Jung Tae ile yolları Şanghay'da kesişince aşk ve intikam duyguları arasında bocalaması kaçınılmaz olur. 

Seyrettiğim Güney Kore yapımlarında karizmatik kadın karakterlere pek rastlamadığımdan ilaç gibi geldi Gaya. Böylelerini sahalarda daha çok görmek isteriz. Karakteri canlandıran Lim Soo Hyang'ı hakeza. Gaya'nın gücü ekrandan fışkırma noktasına geldiyse aktrisin sayesindedir. Dahil olduğu aksiyon sahnelerini büyük keyifle izlediğimi de not düşeyim. 




Yoon Ok Ryeon, Jung Tae ve kız kardeşinin hayatına çocukluk yıllarında dahil olan yardımsever biridir. En büyük zaafı Jung Tae'dir. Onu herkesin ve her şeyin üzerinde tutmaktadır desem abartmış olur muyum? İzleyin, görün.

Senarist değişikliğinin en çok etkilediği karakter Ok Ryeon olsa gerek. Inspiring Generation posterindeki sosyetikliği boşa gitti. Yirmi küsür bölümü Jung Tae'nin iyilik meleği konumunu sağlamlaştırmaya harcadı. Dahası Kim Hyun Joong'un ilişkilere bakışını temelinden sarstı. Merak edeniniz varsa şöyle buyursun: Açıl pencere, açıl! 

Gaksital ile yıldızı parlayan Jin Se Yun canlandırıyor karakteri. Hyun Joong ile daha uyumlu olmuşlar sanki Joo Won'a göre. Öte yandan Kim Jae Wook'un canlandırdığı karakter devamlı olsaydı iyinin iyisi olacaklardı diye düşünmeden edemiyorum. Ördek dudak diye tanımladığım Lee Jong Sook ile çalışıyormuş bu aralar. Merakla bekliyoruz.


Inspiring Generation'dan laf açılır da Mo Il Hwa'nın adı geçmez mi hiç? Mümkün mü böyle bir şey? Asla! Kendisi ve bir yoldaşından oluşan minik grubu ile geniş çaplı çetelere kafa tutan Mo Il Hwa gizemli karakteri, kimilerince ölümcül olarak tanımlanan gülüşü ve bakışı sayesinde Shin Jung Tae'yi yetersiz bulanların bu yapıma tutunma sebebi olmuştur. Dövüşü disiplinsiz olan Jung Tae'yi hâle yola koymak için oluşturulmuş bir karakter olacağının sinyallerini verdikten sonra senaryo üzerinde farklı dokunuşlar yapılınca koltuğu sallandıysa da sonrasında bir şekilde yerine oturtuldu. 


Altı dizide oynamış Song Jae Rim. Tesadüf eseri dördünü seyretmiş olmam rol aldığı yapımları özel olarak takip etmem gerektiğine dair bir işaret olabilir mi? Mo Il Hwa karakterinin aktör için popülarite bazında önemli bir basamak olduğunu düşünüyorum. Kim Jae Wook diziden ayrılınca Hyun'u yeterli bulmayan seyirciler için teselli sebebi, benim gibiler için ikinci bir keyif aracı olduğunu düşünecek olursak... Song Jae Rim bu role çok yakıştı. Daha etkin olduğu bir yapımda benzer bir karakteri canlandırdığını görme isteği uyandırdı bende. 


Battı balık, yan gider. Jung Jae Hwa karakterine de yer ayırayım o vakit. Şapka Shin Jung Tae'nin simgesi olacak sanıyordum ben. Inspiring Generation afişlerinden tutun da her bölüm başında ekranda beliren oyuncu isimlerinin önündeki siluete kadar şapka takmış Jung Tae vurgusu yapılmışken bu aksesuarın Jung Jae Hwa karakterinin bir parçası olmasını çok yadırgadım. Bunu bir kenara bırakınca dizinin en esaslı karakterlerinden biriyle karşı karşıya olduğumu fark ettim. Gerçekçiliği duygusallıktan bir tık önde tuttuğu için seyircide aynı anda iki zıt duygu uyandırmayı başaran biri Jung Jae Hwa. Karakteri canlandıran Kim Sung Oh, Secret Garden'daki rolüyle ve bal(?) rengi gözleriyle aklımda kalmış. Güney Korelilerde pek rastlamadığımız bir şey renkli gözlere sahip olmak. Bundan böyle Jung Jae Hwa rolüyle yer edecek zihnimde.


Övülesi oyuncular ve tanıtılmaya değer karakterler öyle çok ki Inspiring Generation'da, her birini anlatmaya kalksam sığmaz buraya. Yüze yakın K-Drama seyretmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bugüne dek kadrosu bu kadar güçlü bir yapıma rastgelmedim. Gaksital belki?.. Ansızın senarist değişikliğine gidilmeseydi güçlü aksiyon sahnelerinden ve etkileyici oyunculuklardan fazlasını vaadedecekti muhakkak. Şu var ki Kim Hyun Joong'un oyunculuk kariyerinde mihenk taşı olduğu için ayrı bir yere koymakta sakınca görmedim ben. Bundan böyle bu alandaki yeteneği hakkında yapılan haksız eleştirilere sessiz kalmayacağımı duyurmuş olayım bu vesileyle. Ne demiş atalarımız? Yiğidi öldür, hakkını yeme. Başka bir yapımda yeniden görüşmek dileğiyle...

PS: Görsel malzemeler alıntıdır. 

8 Nisan 2014 Salı

Serinin üçüncüsü için gönüllü seyirci olarak yazılayım diyorum: Reply 1994 ( 2013 )

Zincirin bir önceki halkası olan Reply 1997'den aldığım keyfin iteklemesi ile kapısına geldiğim Reply 1994'ü seyredenler takımına transfer oldum nihayet. Tahminimden uzun süren bu süreci birkaç(!) cümle ile aktarayım sizlere diyorum dumanı üstünde tüterken. Araya zaman girerse hiç yer bulamayabilir buralarda. Yazık olmasın. 

2013 yılına ait Güney Kore yapımı Reply 1994 romantik komedi tadında bir film desem?.. Zira bölüm başına düşen süre bir filminkine eş değer. Dizi tanıtımlarında yirmi bir bölüm ibaresini gördüğüm yerde "Hadi oradan sen de!" şeklinde tepki veriyorum. Kırk iki bölümde anlaşalım. Reply 1994 yolları aynı pansiyonda kesişen bir grup üniversite öğrencisinin hayatından kesitler sunan bir yapım desem genel bir tanım yapmış olurum. Özelde ise mevzu pansiyon sahiplerinin kızı Na Jung'un kiminle evleneceği sorusu üzerinde dönüyor.


Bugüne dek yediğim en büyük spoiler Reply 1994'e ait. Esas kızın hayatını birleştirdiği adamın kimliğini diziyi seyretmeye başlamadan önce öğrendiğim gün oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi ağlayacaktım da işte... Oysa belirlenen adayları inceleyip ona göre takım tutacaktım. Desteklediğim kişiyle eş zamanlı olarak sevinecektim, üzülecektim; heyecanlanacaktım, rahat bir nefes alacaktım. Bir dakika! E, ben bunları yaşadım. Na Jung'un kimi tercih ettiğini bile bile yaşadım.

Malum talihsizliğin ardından başroldeki oyuncuları daha önce hiçbir yapımda seyretmediğimi sanmanın da etkisiyle dizi ile arama mesafe koydum. Hafızam bana güzel bir oyun oynamış meğer. İlerleyen satırlarda açıklık getireceğim mevzuya. 



Nasıl? Rengimi belli edebilmiş miyim? Fotoğrafta gördüğünüz durum desteklediğim çiftti Reply 1994 süresince. Chilbong taraftarlığı yaparken Sseureki için üzüldüğüm zamanlar olmadı mı? Oldu tabii. Sevilesi bir karakter kendisi. Durum şu ki Chilbong iki kat fazla sevilesi. İki kere düşünmeye gerek duymadan kendime alırım. O derece. Öhöm! 

Reply 1994'te tanıtılması gereken karakter çok. Ancak fazla derine dalmayayım diyorum ben. N.Ş.A.'da bile uzun uzadıya yazdığım düşünülecek olursa kararımı onaylamanız sizin hayrınıza olacaktır.



Na Jung, nam-ı diğer şanslı velet, ailesinin pansiyon işlettiği Seul'de üniversite öğrencisidir. Afacan çocuk kıvamındadır, iyidir, hoştur; Sseureki oppasının olmadığı bir hayat ona göre boştur. Basketbol oyuncusu Lee Sang Min'in hayranıdır diyeceğim ancak fanatikliği yeterince işlenmediğinden demesem de olur. En ilginç özelliği sarhoş olduğunda birini ısırması olsa gerek. 


Na Jung karakterine hayat veren Go Ara'ya Güney Kore'nin en sevdiğim eğlence programlarından Running Man'de rastlamışım görünüşe bakılırsa. Bugünlerde bölüm sayısı itibariyle yüz doksanlara tırmanmış olan programa iki kere katılmış. Ne yazık ki anımsamıyorum. Reply 1994 kendisini oyuncu olarak gördüğüm ilk yapım. Hoşnut kaldım performansından. Yine karşılaşabiliriz. Bana uyar.


Sseureki!.. Reply 1994'ü sevme nedenlerimden biri gerçekçi olma konusunda başka yapımlardan birkaç tık önde olması. Sseureki, nam-ı diğer çöp, bunun en belirgin örneği. Pasaklı mı pasaklı, dağınık mı dağınık. O halini gördükçe oturduğum yerde fenalık geçirdim. Elime kova ve vileda alıp "Bırakın beni, şunun kaldığı yeri adam edeceğim." diyerek Güney Kore'ye gidiyordum bir ara. O derece. :P Sseureki bu ya, pasaklı da olsa sevilesi yönleri var. Pek belli etmese de zehir gibi çalışan bir kafaya sahip. Tıp öğrencisi nitekim. Aynı zamanda komik ve sevimli.


Jung Woo ile tanışmamız Reply 1994 sayesinde oldu. Televizyon ekranından daha çok yakışacağı bir yer varsa o da beyaz perdedir diyecektim ki filmografisinin epey kabarık olduğunu gördüm. Doğru yoldasın Jung Woo, aynen devam. Kahkaha atarken ve şarkı söylerken ses tonu aşırı derecede etkileyici bir hâl alıyor. Severim böylelerini. ( bkz. Lee Jun Ki. )



Jung Woo'yu Reply 1994'ün Sung Dong Il'den sonraki yıldız oyuncusu olarak kabul etmekte bir sakınca görmüyorum. "Bir Sseureki nasıl canlandırılmalıdır?" sorusunun cevabını, diğer deyişle rolünün hakkını verdi. Mimiklerine kadar hayran kaldım. 

2013 KBS Drama Ödülleri töreninde ağladığı geldi şimdi aklıma. Yeni çıkış yapmış bir oyuncu olduğunu düşünmüştüm. Ne de olsa o zamanlar hakkında tek bildiğim Reply 1994'te rol aldığıydı. Meğer yılların oyuncusuymuş da ödül bakımından fakirmiş. O yüzden fazlasıyla duygusallaştı herhalde. Başka bir dizi yoluyla da olsa emeğinin takdir görmesine seviniyorum şu an. Hakediyor.


Ve sahneye genç kızların sevgilisi Chilbong girer. Beyzboldaki atıcı pozisyonuyla körpecikken şöhreti yakalayan Chilbong ne oldum delisi olmaktan uzak bir gençtir. İyidir, nahiftir, hoştur, sevimlidir, âşıktır; gülüşü, bakışı, duruşu, konuşması bir başka güzeldir. Gerçek olamayacak kadar donanımlı bir karakter demesinler diye aile ilgisi ve derslere düşkünlük bakımından eksik çizilmiştir. Velhasılıkelam, Sseureki'yi destekleyen seyircinin dahi kendisine kayıtsız kalması mümkün değildir.

Dizi süresince yüreciğime en çok dokunan isim oldu Chilbong. Sonunu bildiğim bir yapımda ne kadar olabilirse o kadar coştum yaşadıklarına bağlı olarak. Dizinin olumsuz yönlerinden biri olan senaryo kopukluklarından payını almış bir karakter olsa da tutarlı bir çizgide ilerlemesi hoşuma gitti.


Yukarıda bir yerde hafızamın bana oynadığı oyundan bahsetmiştim. Sizlere kendisini takdim edeyim: Yoo Yun Suk. Reply 1994'e başlamışım, safımı belirlemişim; Chilbong'u gözlemliyorum. Nihayetinde iş oyuncuyu mercek altına almaya gelince şok üstüne şok yaşadım. Daha önce hiçbir yapımda görmedim mantığıyla ilerlerken bir de baktım ki rol aldığı bir film ve diziyi izlemişim. Hem de yakın tarihte!.. A Werewolf Boy iki saatlik filmdi de o yüzden hatırlamıyordum diyelim, peki Gu Family Book? Yirmi bölümlük yapımda nasıl olur da zihnime yerleşmez? Üstelik aktif bir roldeydi. Hayretlerim şaştı. İşte bunlar hep iz bırakmayan karakterlerden sebep meydana geliyor. Başka bir açıklaması olamaz. Olmamalı. Daha gencim. Belleğim bu kadar zayıf olmamalı :/

İkinci bir şok dalgası aktörün yaşını öğrenince vurdu beni. 30? Küfür gibi duruyor. Taş çatlasa yirmi beş diyeceğim ancak o bile fazla görünüyor. Sebebi içki ve sigaradan uzak durmasıymış. Öyle diyor.


Yerim. ( ˘ ³˘)❤ Kediyi diyorum. Siz ne sandınız? Öhöm! Chilbong karakteri Yoo Yun Suk'u pek zorlamamış görünüyor. Bu tiple A Werewolf Boy'daki o itici karakteri canlandırdı ya Reply 1994'teki rolü çantada keklik. Demem o ki kendisini daha çarpıcı bir rolde görmek isteriz. Zaten çarpılmışsın çarpılacağın kadar demeyin, küserim. Kendisine dair hayretle karşıladığım bir şey daha var: Müzik kabiliyeti. Aslı '90lı yılların iz bırakanlarından Seo Taiji and Boys'a ait, dizi müzikleri arasında Sung Si Kyung'un yorumu ile yer bulan bir şarkı var: 너에게. Şakası yok. Canlı yorumu önce yürek sonra yetenek ister. İşbu şarkıyı Yoo Yun Suk Reply 1994'ün müziklerine yer veren bir programda seslendirdi.


Performans bittiğinde yanda görmüş olduğunuz gif benim aldığım vaziyeti açıklar nitelikte. Sahnede acemi olduğu Yoo Yun Suk'un tavırlarından anlaşılıyordu sadece. Ses tonu konuşurken on numara zaten de şarkı söylerken de öyleymiş. Gerçi dizi müzikleri arasında kendisinin de içinde yer aldığı bir grup tarafından seslendirilen, ilerleyen satırlarda sizlerle paylaşacağım bir şarkı mevcut. Oradan tecrübeliydim ama canlı söylemesi başka bir şey aktörün. Ekle oraya bir de Lee Jun Ki'den sonra en sevdiğim çekik gözlere sahip oluşunu. Oh, mis! 

Chilbong yüzünden bu yazıyı bitiremeyeceğim diyordum. Korktuğum başıma geldi. Buraya kadar okuyabilen varsa teşekkürlerden bir demet bağlamında kabul etsin son cümlelerimi. Reply 1994'ün esas kızın eş seçimine endeksli bir yapım olmasının senaryoya olumsuz bir yansıma yapması kaçınılmazdı. Şanslı erkeğin kim olduğunu belli etmemek uğruna yörüngeden çıkan kaleme bir daha ulaşamadı galiba senarist. Kopuk kopuk ilerledi olaylar. Bazı şeyler zayıf işlendi, bazıları inandırıcılığını yitirecek kadar ani oldu. Velhasılıkelam, yirmi bir bölümden oluşması bu yapımı Reply 1997 seviyesine çıkaramadı. Bölüm süresinin uzunluğunu da ekleyin altına. 



Gelelim izleme sebeplerine. Na Jung'un babası rolündeki Song Dung Il ve eşi rolündeki Lee Il Hwa sizi gülme krizine sokacak. Chilbong içinizin yağlarını eritecek. Sseureki hem saç baş yolduracak hem de kahkaha attıracak. Na Jung, Haitai, Binggeure, Samcheonpo ve Yoon Jin duygusal dalgalanmalara sebep olacak. Güney Kore'nin ağırlıklı olarak 1990'lı yıllara ait yaşam tarzı gözlerinizin önüne serilecek. İlgiye karşılık bedava bilgi. Daha ne olsun? Yetmez diyenler için başka seçenekler de mevcut. İzleyin görün. Benden bu kadar. Sizleri Reply 1994'ün üç oyuncusunun, Yoo Yun Suk, Jung Woo, Son Ho Jun, seslendirdiği eğlenceli bir parçayla başbaşa bırakıp huzurlarınızdan ayrılıyorum. Tavsiyem şudur ki videoyu seyretmeyin, şarkıyı dinleyin: 


PS: Aksi belirtilmedikçe görsel ve işitsel malzemeler üçüncü şahıslara aittir. Bilginize...

28 Şubat 2014 Cuma

Kim Jae Wook'a bakıp çıkacaktım ben: Who Are You? ( 2013 )

Öze gelmeden sözü ne kadar dolandıracağımı kestiremediğim bir Kore dizisi kılıklı yazıda daha birlikteyiz sevgili okuyucu. Bugün burada Kim Jae Wook hasebiyle seyrettiğim bir dramayı tanıtacağım sizlere: Who Are You? Amma ve lakin ondan önce bu aralar yayında olan Inspiring Generation'a değinmem gerek ucundan ki "Who Are You?"ya giden yol aydınlansın. 

Datlum gıymatlum Kim Hyun Joong'un başrolüne konduğu; izlediğim kadarıyla oyunculuk bağlamında kendinden beklenmeyecek ataklar yaptığı, canlandırdığı karakter ağlarken sevinçten havalara uçtuğumu bilirim, Inspiring Generation'da rol alanlardan biri de Kim Jae Wook idi. Hyun Joong'u yeterli bulmayanlar için diziye tutunacak bir dal, benim gibiler için ikinci bir karizmatik isim idi. Gelin görün ki dizinin ilk çeyreğinde senarist değişikliğine gidildi, peşinden Kim Jae Wook'un karakterine son verildiğini bildiren bir haber geldi. "Dramada rol alan onlarca oyuncu arasından neden Kim Jae Wook?" diye çemkiremediğimden midir nedir sindiremedim vaziyeti. Bu cümleleri yazarken dişlerimi sıkıyorum. O derece... Ne yapsam da biraz durulsam derken "Who Are You?"yu seyretmediğimi fark ettim ve oturdum dizinin başına. Velhasılıkelam, Kim Jae Wook'u izlemeye hasret kalmışım da haberim yokmuş. 

Başrollerini So Yi Hyun ve Ok Taecyeon'un ( 2PM desem? ) paylaştığı 2013 yılı yapımı Güney Kore draması Who Are You? fantastik öğelerle çevrelenmiş, aksiyon içerikli, yer yer komedi aşılayan ancak özünde trajik olan bir yapım. Hatta çifte trajik. Birincisi, Kim Jae Wook başrolde değil. İkincisi, canlandırdığı karakter bir ruh. (;⌣̀_⌣́)

Dizinin konusuna değinmiyorum. Karakterleri tanıtırken konuyu vermiş olurum diyerek işin içinden sıyrılıyorum. İtirazı olan?.. Reddedilmiştir.

Who Are You? gemi düdüğünün çalmasıyla başlıyor ve ilk saniyelerde ekranda Kim Jae Wook'un canlandırdığı Lee Hyung Joon karakteri beliriyor. Nasıl başlangıç ama!.. On üzerinden on puanlık, değil mi? Değil. Çünkü içeride gümüş kaçakçılığı yapıldığını fark eden polis teşkilatı üyesi Lee Hyung Joon amirine telsizle haber gönderecekken sinyal yüzünden yakayı ele veriyor ve başlıyor koşmaya. Bizler ekran başında "Run Forrest! Run!" diye yırtınırken olan oluyor, adamımız bir kurşunla yere seriliyor. Gelsin sagular: Lee Hyung Joon  öldi mu? İsuz ajun kaldi mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur. ( Yazar burada efsanevi karakter Alp Er Tunga'dan özür diliyor. )

Lee Hyung Joon'u yere yığılırken gören Yang Si Ohn, So Yi Hyun canlandırıyor karakteri, "Andwae!" diye bağırıyor; bizler de öyle. Sesini duyan kaçakçılar peşine düşüyorlar kızın. Kaçarken arkasından gelen bir darbe ile yere yığılıyor Yi Hyun. Bilincini yitirmeden önce son gördüğü şey Lee Hyung Joon'un hayali oluyor. 

Olay muamma olarak kalıyor. Altı yıl sonra Yang Si Ohn uzun uykusundan uyanıp sağlıklı bir birey olarak topluma katılıyor. Bir derece... O talihsiz gece yaşananları hatırlamamasını, dahası Lee Hyung Joon'a dair hafızasında bir kırıntının bile kalmamış olmasını saymazsak her şey normal. Desem de inanmayın. Çünkü kızımız altı yıllık zaman zarfında boş durmamış ve dünya ile bağlantısını koparmayan ruhları görme yeteneği kazanmış. Öyle de çalışkan. 

Vaktiyle Polis Akademisi'ni birincilikle bitiren Yang Si Ohn, sağlığına kavuştuktan sonra Kayıp Eşya Birimi'nde çalışmaya başlar. Bir sebepten ötürü oraya çekildiğine inanmaktadır. Bu nedenin huzura erememiş ruhlara yardım etmek olduğunu öğrenmesi uzun sürmeyecektir. Eşyalara dokunduğu zaman onlarla bağlantılı ruhlar ortaya çıkıp kendisini bol bol dürtecektir.

Yang Si Ohn'u canlandıran So Yi Hyun'u başka yapımlardan gözüm ısırsa da ilk kez başrolde izleme fırsatı buldum. Meğer pek sevimliymiş. Başarılı bir performans sergilemiş olsa gerek ki aklımdan karaktere uymadığına dair bir düşünce geçirdiğimi hatırlamıyorum. Bir ara bizim maknae ile başrollerini paylaştığı diziyi de izleyebilirsem süper olacak. Milattan önce de böyle bir cümle kurmuştum blog günlüğünde ya neyse. 

Ve Taecyeon sahneye girer. "Who Are You?"nun sempatik, sevimli ve muzip karakteri Cha Gun Woo'yu canlandırıyor. Yandaki fotoğraftan pek farklı değildi. İlk bölümden itibaren gülme sebebim(iz) oldu. Dramanın komedi yönünü temsil ediyor sizin anlayacağınız. İşlediği bir hata sebebiyle geçici olarak Kayıp Eşya Birimi'nde çalışan Cha Gun Woo, ekip şefi Yang Si Ohn ile birtakım vakaları aydınlatmak için canla başla çalışacak, aynı zamanda Lee Hyung Joon'un yarım bıraktığı görevi tamamlamak için çabalayacaktır. Şiddetle karşı çıkmama rağmen hem de... Bir ara esas kız ölse de kimseye yar olmasa dediğim oldu. Ayıplamayın, anlamaya çalışın :/

Ok Taecyeon'un üzerine Cha Gun Woo rolü tam olmuş. Cuk diye oturmuş. Bana bu kadar isabetli bir seçim olur mu dedirtmiş. Dream High'da izlemiştim ilkin kendisini. Bu ikinci. Çiçeği burnunda Wonderful Days'i de izlerim belki nasıl bir performans sergileyeceğini görmek için diyecektim ki elli bölüm olduğunu öğrendim yapımın. Hmm...

Bitmedi, velhasılıkelamsever insan daha yeni başlıyor a dostlar. Yazdıklarımı okumaya çalışıyormuş gibi görünen Kim Jae Wook'un canlandırdığı karakterde sıra: Lee Hyung Joon. Az ötede bahsettiğim yaşayan türüydü. Oysa dizide ruhen var olan bir karakter. İkisi arasında birtakım farklar var. Konuşma, dokunma vb. yetileri yok. Onların yerine istediği zaman istediği yerde vücuda gelme ( İroni yaptım. Beğendiniz mi? ) gibi bir yeteneği var.

Dramanın trajik yönünü temsil ediyor Hyung Joon. Ekranda yüzünde buruk bir gülümsemeyle, bakışlarına yerleşen hüzünle beliriyor; her an taşmaya hazır nehir misali gözleriyle yüreklere hitap ediyor. Cinayete kurban gittiği için sıkışıp kaldı sanmıştım dünyada ancak beyimiz sevdiceğini kötü(lük)lerden korumak için kalmış. Buna paralel olarak ölümünün ardındaki sır perdesi de aralanıyor. Dizinin kilit noktası da bu. Diğer vakalar seyircinin ilgisini canlı tutmak için oluşturulmuş. Aksiyon getirisi de var. 

Who Are You? başlar başlamaz arz-ı endam eyleyen karakter ilk dakikalarda ruhlara karışıyor diye çemkirmeyebilirdim ancak dördüncü bölümün son saniyelerine kadar göstermediler kendisini ya... Pes! Gösterdiklerinde oh mu çektim peki? Nerede?.. Bu sefer de konuşturmaz oldular. Zaten Inspiring Generation'dan kalma bir hışımla gitmişim yapımın kapısına. "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu." demezler mi insana? Rahata eremeyeceğim anlaşılan biri eli yüzü düzgün bir başrol verene dek bu adama. 

Kim Jae Wook ile tanışmamız Güney Kore'nin kült dizilerinden Coffee Prince'e dayanıyor. Japon olup olmadığını merak etmiştim o zamanlar. Mary Stayed Out All Night'ta seyrettim sonra. O zaman ısınmaya başladım zannımca. Lakin peşine düşecek kadar coşmamışım. Değişen bir şey olmayacaktı bence Inspiring Generation'da bir görünüp bir kaybolmasaydı. Bir bakıma fena olmamış. Oyunculuğuyla kendisini özleten isimler arasında yer aldığı gerçeğinin farkına varmamı sağladılar. Yine de affetmem, affedemem onları. 

Canlandırdığı karakter konuşmadığı için oyuncuya epey iş düştü hislerini aktarma konusunda. Başkaları ne düşünüyor bilmiyorum ancak ben bu zorluğun üstesinden geldiğine şahitlik ettim bölümler ilerledikçe. Rolü kendine yakıştırmasını biliyor. Öyle ki bir seferinde "Ölüm bile yakışmış." gibi tuhaf bir cümle döküldü dilimden. Sesim havaya karışırken şok oldum. Şartlar dahilinde yapılabilecek övgü dolu bir yorum olsa da Allah uzun ömür versin diyeyim ben.

"Who Are You?"ya başlama sebebim Kim Jae Wook idi kuşkusuz. Onu kısa sürede bitirmemi sağlayanın ne/kim olduğundan emin değilim yalnız. Aktör sebebiyle mi bir çırpıda seyrettim yoksa senaryonun etkisiyle mi bilemiyorum. Bırakalım da muallakta kalsın. Gerekirse eşit miktarda bölüştürerek ilgimi çıkarım işin içinden.

Genel olarak şikayetim yok yapımdan diyecektim ki bir şimşek çaktı zihnimde. Birtakım gizemlerin ipuçları o kadar açık verilmiş ki senaryonun 2-0 önünde gidiyor seyirci. Bu tarz bir yapım için eksi puan sebebi. Ok Taecyeon ile So Yi Hyun'un kimyaları da pek uyuşmadı sanki. Her şeye rağmen su gibi akıp geçti "Who Are You?"nun her bir bölümü. Arşive attım üstelik. Kim Jae Wook bu. Ne zaman hortlayacağı ( Dikkat! Role misilleme var. ) belli olmaz, değil mi? Hazırlıklı olmak lazım. 

Seyredebileceğiniz daha kaliteli yapımlar var şüphesiz. Yine de bir ara bu yapıma şans verirseniz...

Sevgiler.