Güney Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güney Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2015 Pazar

EXODUS Albüm Kritiği ( Bölüm 2 )

Nerede kalmıştık? EXODUS diyordum; bir yaş fındığı, bir nane aromalı yeşil çayı, efenim bir antep fıstıklı çikolatayı sevdiğim kadar sevdim bu albümü diyordum. Tüm şarkıları dinledikten sonraki ilk tepkim K-pop'tan uzak duran arkadaşlarım adına üzülmek oldu. Bir bilseler kulakları ne güzel melodilerden ne etkileyici vokallerden ne ....... ( Buraya şahsa özel övücü sözler girilecek. ) mahrum kalıyor. Ah bir bilseler!..

EXODUS albümünün ilk parçası Call Me Baby. İsmindeki baby'den anlaşılacağı üzere bende bir ıyk tepkisi oluşmasına neden oldu albümün tanıtım parçası olacağını ilk öğrendiğimde. Bilmezdim bir şarkının adını benimsemenin bu kadar zor olduğunu bu derde düşmeden önce. Baby'ler kovalasın seni SM diye saçımı başımı yoldum oturduğum yerde. Yok daha neler. Siz de hemen inandınız mı? Yapmayın rica ederim. Sadece misler gibi El Dorado dururken niçin Call Me Baby diye bayağı çemkirdim çeşitli mecralarda. Peki onca isyandan sonra ne oldu? Bildiniz. En çok dinlediğim şarkılardan biri Call Me Baby oldu. Hatta şahsen hiç hoşlanmadığım baby'ye rağmen Kyungsoo'nun şarkıda yorumladığı "Baby girl" favorilerimden biri oldu. İtiraf edin hadi. Siz de sevdiniz. İmdaaaaaaaaaaaat! Bu grup beni ilkelerimden ediyor. Öhöm!

Diğer şarkıları dinleyince Call Me Baby'nin albümde ayrık otu gibi durduğunu düşünen yalnız ben miyim? Ötekilerden bağımsız bir havası var. Yumuşatarak söyleyecek olursam bir demet Camellia japonica'nın arasına karışmış tek bir sakura gibi?..

Transformer, EXO'nun bize dolaylı yoldan "Alın size rap grubu, doya doya dinleyin." deme şekli olsa gerek. Vokallerden ziyade rap yapanlar ön planda şarkıda malum. Benim kendisi ile aşk yaşamaya başlamam Transformer'ın Çince versiyonunu dinlediğim zamana denk düşüyor. Zihinden bağırıyorum şu an Tao diye, duydunuz mu? Rap yaparken bizim diva/piremses gidiyor, yerine Thor gibi biri geliyor. Öylesi karizmatik bir sesin Tao'dan çıkıyor oluşuna alışmam için bana biraz daha zaman tanıyın. Şarkı Tao sayesinde zirveye oynayınca Korece versiyonundan da ayrı bir zevk almaya başladım. Kai'nin hold up telaffuzu hala güldürüyor, o ayrı.

What If, hafif devinimler eşliğinde dinlemekten kendimi alamadığım şarkılardan. Bir sağa bir sola sallanmak, göz kapaklarını aşağı indirip bulunduğu ortamdan kopmak gibi eylemlere cuk oturuyor. Çünkü baştan ayağa vanilyalı vokal kokuyor. D.O. şarkıyı söylemeye başladığı an bende kayış kopuyor zaten. Üstüne Baekhyun'un doğaçlaması ile Kai girince devreye çifte telli oynamaya başlıyorum zihnen. Hâlâ sağa sola sallanmakla meşgulüm yalnız. Yanlış anlaşılma olmasın. What If'i vapurla İstanbul'un bir yakasından diğerine geçerken deniz meltemi eşliğinde dinleme isteği oluştu mu sizde de? Bende oluştu. Uygulamaya dökmem gerek.

My Answer, müziğin minimum vokallerin ise maksimum seviyede olduğu bir şarkı. D.O.'nun kadifemsi, Baekhyun'un bal tadındaki, Suho'nun ipek yumuşaklığındaki yorumu biraraya gelince ortaya ne çıkar sizce? Efendim? Dünyanın sekizinci harikası mı dediniz? Ben o kadar uçmamıştım ancak madem öyle diyorsunuz öyle olsun. 



Dangerous~ Dangerous~ She's so dangerous~ Bunu mırıldanmadan Exodus'a geçmek olmaz. Sehun'un şarkının girişindeki my queen telaffuzunu ise ne unuturum ne de unuttururum. Normalde de sevdiklerime çok takılırım ben arkadaşlar. Yapım böyle. Yapacak bir şey yok. Neyse. Exodus, izlediğim EXO'luXion fancamlerinde göz koyduğum şarkılardan biriydi. Albüm bir an önce çıksın da stüdyo versiyonunu dinleyeyim diye az kıvranmadım. Hayran çığlıklarından arındırılmış Exodus çok daha iyi takdir edersiniz ki. He! Bir de şu var: Baekhyun'un yüksek perdeden söylediği, benim deyimimle Everest'e tırmandığı bölümde "She's dangerously hot." dediğini anlayınca gülmekten alamadım kendimi. İnsan öyle bir cümleyi o kadar duygulu ve çaresizce söyler mi? Söylüyormuş. Öhöm!

Sürpriz olan promosyonlarda Call Me Baby'nin yanında ilk zamanlarda Exodus'ı da performe etmesi oldu grubun. Koreografi hareketlerinden birine can't find my wallet dance adını verdiler. Çok güldüm. Siz de gülmek istersiniz belki diye Kai odaklı gifini buraya bıraktım. Biasımı harcadım. Gülmeyeni döverim. Desem de inanma~


Kimileri ona yalnız El Dorado der. Ben albümün en değerli şarkısı derim, comeback dediğin El Dorado ile yapılırsa Mısır Piramitleri'ni görmekten daha büyük zevk verir insana iddiasında bulunurum. Neden Mısır Piramitleri? Çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem kendimi orada bana verilmiş gizemli bir görevi gerçekleştiriyormuş gibi hissediyorum. Hali hazırda efsanesi olan El Dorado'yu neden Mısır'a itelediğimi bilmiyorum ancak durum budur.


EXO'LuXion sırasında bende en güçlü etkiyi bırakan şarkı ve performans El Dorado'ya ait. SM comeback şarkısı olarak Call Me Baby'yi iteleyince Tutankhamun'un laneti üzerlerine olsun dememek için çok çabaladım inanın. O derece bağrıma bastım şarkıyı. Belirtmeden geçemeyeceğim: El Dorado'nun Çince versiyonunda Chen bi ara göğün yedi kat üstüne salıyor ya sesini, heh, işbu sebepten ötürü ayakta alkışlıyorum kendisini.


Playboy, daha ilk saniyede beni avuçları arasına alan şarkılardan biri oldu albümde. Açılışı Kai&D.O. ikilisinin yapıyor oluşunun etkisiyle mi desem yoksa Playboy'un baştan sona zevkime hitap edişinden ötürü mü? D) Hepsi :P Şarkı başlar başlamaz ruhu harekete geçip beni kafese kapatıyor. E hadi çık çıkabilirsen. İşte bunlar hep SHINee'nin Jonghyun'u yüzünden. Duyduğuma göre hem yazmış hem de bestelemiş. Yetmemiş şarkıya sesiyle katkıda bulunmuş. Kulaklarım beni yanıltmıyorsa öyle. Büşra'ya da sordum emin olmak için fakat o daha Kai'nin sesini ayırt edemiyor söylediğine göre ki bu durum beni derinden yaraladı. Şarkıları bir şeyle meşgulken arka planda dinlediği için öyle olduğu konusunda anlaştık da biraz kendime gelebildim. Dertlenme hakkımı saklı tutuyorum şimdilik.


You hurt me so bad so bad~ EXO'LuXion döneminde gönlümü çelen performanslardan biri Hurt olunca EXODUS albümünde beni kıskıvrak yakalayan şarkılardan biri de o oldu haliyle. Vokal grubunda Kai var bir kere. Karamel sesinden nasibimi alıyorum. E daha ne olsun? Başka şeyler mi? Ne gibi? Kulakları eriten yorum mu istersiniz yoksa bağımlılık yapan müzik mi? Fazlası için bkz. Hurt


Lady Luck isimli şarkıyı hoparlörden dinleyebilen var mı aranızda? Alnından öpeceğim kendisini de ona göre çıksın ortaya. İlk dinlediğimde gözlerim yuvalarından fırlamadı desem yalan olur. "İnleyen nağmeler ruhumu sardı, bir rüya ki orada hep şarkılar vardı." olmadı. Ha ne oldu? Ne olacak? "Ay ben şok!" oldu. Alıştım sonra. Olduğu gibi kabullendim çünkü hem şarkı aslen gayet iyi hem de çocukların yorumlayış biçimi etkileyici. Vokal yönetiminden sorumlu kişiye/kişilere sevgiler.


Gelelim isminin hakkını verecek kadar güzel olan şarkıya: Beautiful. Kısa versiyonunu Suho'nun solosu olarak dinlediğim ve o hâliyle bağrıma bastığım parçaya albümde diğer üyelerin de dahil olması onu olduğundan daha değerli hâle getirdi mi? Eveeeeeeeeeet! Böyle söyledim diye bu şarkıya en çok yakışan yorumun Suho'ya ait olduğunu düşünmekten vazgeçtiğimi sanmayın sakın. Şarkıyı onun solo olarak seslendirmesi > Grubun tümünün seslendirmesi. Fikrim değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez.


Kendinizi çirkin hissettiğinizde Beautiful'u dinleyin. Kyungsoo kadife sesiyle oh you're so beautiful, so beautiful to me yeah and i just gotta let you know girl~ diye mırıldandığında başka türlü düşünmek mümkün mü? Değil. Konu kapanmıştır. İtiraz istemem. Şarkı tümüyle bu hissi veriyor aslında. Bir nevi edebiyat parçalamış sözlerini yazanlar ki bayıldım. Tatlı melodisinin ve vokallerin yumuş yumuş oluşunun verdiği etkiyle gecenin ilerleyen saatlerinde sıkça dinliyorum Beautiful'u. Öylelikle uykuya dalmaktan ise ayrı bir zevk alıyorum.


Velhasılıkelam, EXODUS'ta sevmediğim şarkı yok. Baştan sona, bir duygudan diğerine savrula savrula dinliyorum. EXO albümlerinin beni en çok sevindiren yanıdır bu. O sebepten ötürü sevincimi yaşamak için... Ne yapsam bilemedim. Bir ara düşünürüm nasıl kutlayacağımı. He! Bu arada ben bu yazıyı bitiresiye, kaç gün sürdüğünü sormayın, albümler geldi. Rastgele tercihten Xiumin çıktı bahtıma. İçindeki photocard'dan da Kyungsoo fırlayınca bu yanlış kişiyi bias diye bağrıma bastığıma dair bir işaret olmasın sakın dedim kendi kendime. Sonra poster kutusunu bir açtım ki ne göreyim? Kai! Yanında da Tao. ( Yazar burada dertli dertli iç geçirdi. ) Ne demek bias yanlışı? Kim dedi onu? Kim düşündü öyle bir şeyi? Kpop'tan emekli olana kadar beraberiz Kai ile.


Sözlerime burada son verirken albüm piyasaya çıkmadan önce misler gibi El Dorado dururken Call Me Baby'den çıkış parçası mı olurmuş diye düzenli olarak başının etini yediğim Büşra'ya özürlerimi ve EXO yolculuğunda can yoldaşım olduğu için öpücüklerimi gönderiyorum. Boğaz manzarasına karşı the Lost Planet konserini izlediğimiz güne selam ederek albüm kritiğinden başka her şeye benzeyen yazımı noktalıyorum. 

Sevgiler.

15 Nisan 2015 Çarşamba

EXODUS Albüm Kritiği ( Bölüm 1 )


Şimdi ben başlığı tüm ciddiyetimi takınarak attım diye yazının içeriğinin de öyle olacağını sanmayın. Onu yazarken boynumda fular ya da üzerimde ropdöşambr ( Böyle mi yazılıyordu bu?) belirmedi. Dudaklarımın arasında pipo da yok. Bildiğin aylı, yıldızlı, geceli pijamalarımla uzanmış yazıyorum bu cümleleri. O değil de ben eleştirmenleri neden öyle tasvir ettim ki? Neyse. Konumuz bu değildi. Bohçayı sırtlayıp yola koyulayım bir an önce. İstikamet EXODUS. 

EXODUS albümü ile gelen süreç EXO ile birlikte geçirdiğim ilk comeback olabilir de olmayabilir de. İşin o yönü biraz karışık. EXO mazimi gözler önüne serdiğim bir yazı hazırlıyorum bir taraftan. Orada vaziyeti anlattım. Merak eden yayımladığım zaman o gönderiyi okuyabilir. Ben direkt artistik bir hareketle albüm dalışına geçeyim. Artistik diyorum çünkü albüm öncesi yayınlanan teaserlar aynen öyleydi. En beğendiklerimden birini bırakayım buraya: Pathcode #CHANYEOL. SM albüm öncesi EXO takipçileriyle Sherlock Holmesçuluk oynamaya karar vermiş olacak ki her teaser'a şifreler, ipuçları vs. bırakmış. Sonraki teaser'ın yeri ve saati, hangi üyeye ait olacağı; hali hazırda yayınlanan teaser'da ne gibi mesajlar verildiği derken biz müdahale edemeden beynimiz kulaklarımızdan akıp gitti. Fandom olayı İncil'e kadar götürünce nasıl yani/ne oluyoruz kıvamına gelmiş olsam da okuduğum açıklamaların pek de absürd olmadığını itiraf etmek durumundayım. Beş yıllık K-pop geçmişimde böylesi nefes kesici teaser süreci geçirdiğimi hatırlamıyorum. Emeği geçenlere teşekkürlerden bir demet. 

Gönül isterdi ki film kalitesindeki teaser'lardan sonra SM sağ gösterip sol vurmasın amma ve lakin olan şey tam da bu. Teaser'ların başında ismi geçen şehirlerin baş harfleri EXODUS albümünün tanıtım parçası olan Call Me Baby'yi oluştursa da son ana kadar El Dorado'ya klip çekileceğine dair inancıma koalanın ağaca sarıldığı gibi sarıldım. Öyle ki SM'in Youtube kanalında Call Me Baby'nin müzik videosu yayınlandığı zaman dahi şirketin paçalarına sarılmayı bırakmadım. El Dorado'nun hakkıydı çünkü o teaser'lar. Bilginiz olsun: İtiraz kabul etmiyorum. 

(Ne alaka ben de bilmiyorum ama tak diye yapıştırasım geldi gifi buraya. )

Bunca şeyi yazana kadar EXODUS albümünden dokuz şarkı dinledim. O süreçte albüm kritiğinden başka her şeye el attığım için kendime ufaktan kaş çatıp asıl mevzuya giriyor... Aha! Esas konuya giriyordum ki aklıma başka bir şey geldi. İlla bir suçlu arıyorsanız yazının girişinde kullandığım fotoğrafa bakın. Mevzu sakız gibi uzayacaksa sebebi biraz da o çünkü. Efenim, EXO'nun performe etmesi için hazırlanan şarkıların yüzde doksanı ayıla bayıla dinlediğim türden olduğu için grubun bugüne kadar piyasaya sürülen tüm albümleri elimin altında bulunsun istiyorum. Fakat ne mümkün? Çünkü çok zor, inan çok zor, çünkü çok zor, dikkat et kendine~ Albümlerin Çince ve Korece versiyonlarıydı, repackaged haliydi, konser albümüydü, dvd'siydi derken son birkaç aydır giriştiğim mücadele çok yordu beni. Sahi gökten ne zaman para yağacak? Malum daha bunun Die Jungs'u, Exology Chapter 1: On Stage&Off Stage'i falan var. Fan sitelerinin hazırlayıp satışa sunduğu şeylere bulaşmıyorum en azından diye teselli ediyorum kendimi de rahatlıyorum biraz.

Ben kardeşimle birlik olup EXO'nun geçmişi ile aramdaki açığı kapatmak için canımı dişime takmışken şirket EXODUS albümünü 20 çeşit halinde bastırmasın mı? E buyrun cenaze namazına. Bırakın da olaya müzik yönünden yaklaşalım, değil mi? Bırakmadılar. Acımadılar, saldılar üstümüze her üyeye özel bir Çince bir de Korece albüm olmak üzere 20 çeşit EXODUS'ı. Fotoğraflar da bir güzel ki sormayın gitsin. Olaya profesyonelce yaklaşmak benim için pek kolay olmasa da başardım nihayetinde. En karizmatik duruşumla sen kirli oynamayı seviyor olabilirsin SM fakat beni buna dahil edemeyeceksin diyerek kapıyı çarptığım gibi... Ne diyorum ben? 

Sağır Sultan bile duydu ya ben yine de yazayım: EXO üyeleri arasında en fazla hayranlık duyduğum kişi Kai olduğu için albüm tercihim onunkinin Korece versiyonu oldu. Heyhat! Ben kendimce planlar yaparken synnara ( Albümleri Gmarket üzerinden aldığım satıcı ) arkamdan kuyumu kazıyormuş. Sen git ben siparişi veresiye EXODUS'ın Korece versiyonundaki seçenekleri hiçe sayıp rastgele yap. Bazı grup üyelerininki daha az satılır da elimizde patlar albümler diye mi düşündüler bilmiyorum. Bildiğim tek şey kendimi Kai'nin albüm versiyonuna hazırlamış olduğum ve karşılığında tercih yapma şansımın elimden alınmış olduğu. Bu kazığını unutmayacağım synnara. Ama o kadar. Sizden tekrar alışveriş yapmama engel değil aramızdaki tatsızlık. Belki de hala bir umut Kai'nin versiyonu denk gelir diye beklediğimden yeterince kızmadım henüz. Bilmiyorum. Albümler gelince vereceğim tepkiye bakacağız. 

EXODUS kritiğine şimdi girersem yazıdaki cümleleri birbirine ekleyince buradan Kore'ye yol olabilir. İyisi mi bir sonrakine bırakayım da insancıl bir gönderi olarak kalsın bu seferki. 

Sevgiler.

4 Mayıs 2014 Pazar

Jun Ji Hyun gelmiş, hoş gelmiş: Man From the Stars ( 2013 )


God's Gift - 14 Days'in son bölümlerini seyrettiğim şu günlerde oturup Man From the Stars hakkında yazmak biraz zor olsa da öylece geçip gitmesine izin vermekten yeğdir. My Sassy Girl'den tanıdığım(ız) Jun Ji Hyun'un on dört yıl sonra bir dizide yer aldığı gerçeğini göz önünde bulundurmak lazım, değil mi?

Bir bölüm uzatılarak yirmi bire tamamlanan Man From the Stars 2013 ile 2014 yılları arasında yayınlanmış Güney Kore elinden çıkma bir dizi. Yazları komik ve fantastik, kışları romantik ve melodramatik geçen bir iklime sahip. Joseon döneminin 1600lü yıllarına denk düşen zaman diliminde dünyaya gelen bir uzaylının gezegenine geri dönmek için gün saydığı dönemin son üç ayını konu edinmiş. Yer yer daha geriye gitse de ana konu itibariyle günümüzde geçmekte olaylar. 


Reytinglerin aksi yönünde bir yol tutturarak Inspiring Generation ile aynı dönemde yayınlandığı için Man From the Stars'ı ileri bir tarihte seyretme kararı almıştım. İşbu tarih, kardeşimin isteğiyle dizinin final yapmasının üzerinden hemen hemen iki ay geçtikten sonrasına tekabül ediyor. Geç olsun da güç olmasın dedik. Hakikaten pek kolay olmuş olacak ki şappadak bitiverdi. Ahım şahım senaryosu yokken nasıl oldu da kendimi kaptırdım diye düşünürken ibre Jun Ji Hyun'un canlandırdığı karakteri gösterdi. Velhasıl, Kim Soo Hyun için gelip Jun Ji Hyun için kalanlardan oldum.


Do Min Joon, dünya üzerinde geçirdiği dört yüz yıl boyunca kendince sebeplerle insanlarla ilişki kurmaktan imtina etmiş bir uzaylıdır. Görme ve işitme duyuları gelişmiştir, yakın geleceği görebilmektedir. İnsanların hayatına dahil olmaktan kaçınmakta, insani duyguların yanlış değerlendirildiğini savunmaktadır. Ait olduğu gezegene dönmesine üç ay kala Hallyu yıldızı Chun Song Yi ile tanışması prensiplerinin birer birer yıkılmasına ve kaçındığı durumların mahkumu olmasına yol açacaktır.


Karakteri canlandıran Kim Soo Hyun'u dizide az da olsa hanbok, Korelilerin geleneksel kıyafeti, giyerken gördükçe ağzımdan tarihi yapımlara daha çok yakıştığına dair cümleler çıkıp durdu. Aslı the Moon That Embraces the Sun'a dayanan bu düşüncem aktörün rol aldığı bir sonraki yapımda vücut bulur tekrar umarım. Bu dizide Do Min Joon olarak seyirci karşısına çıkması bugüne kadar zihinlerde yer eden uzaylı kavramını yerle bir etmiş, uzaylılara bambaşka bir gözle bakılmasına sebep olmuştur. Misal, vampir denildiğinde benim aklıma Ian Somerhalder, kurt adam denildiğinde Sam Huntington, uzaylı denildiğinde ise Kim Soo Hyun geliyor artık. Olacak iş değildi ama oldu bir kere.


Man From the Stars'ı izlemek istememin sebebi bünyesinde oyuncu olarak takdir ettiğim Kim Soo Hyun'u barındırmasıydı. Gelin görün ki Jun Ji Hyun canlandırdığı Chun Song Yi karakteri ile beni benden aldı. Bir bölümden diğerine zevkle uçma sebebim oldu. Hafızalarda My Sassy Girl'deki rolü kadar yer eder mi bilmiyorum ancak ondan pek de aşağı kalır yanı yoktu. 


Çocuk yaşta oyunculuğa adım atan Chun Song Yi bir zaman sonra devleşmiş, Hallyu'nun önde gelen temsilcilerinden biri haline gelmiştir. Ailesi varla yok arası olan kızımız setlerde büyüdüğü için insan ilişkileri yönünden zayıf kalmıştır. Beklenmedik bir anda şöhreti dibe vuracak, can simidi niyetine kapı komşusu Do Min Joon'a sarılacaktır. Sonrası sürpriz.


Konuk oyuncu bolluğu diziyi daha keyifli hale getirmemiş mi? Kim Soo Hyun evvelce birlikte çalıştığı rol arkadaşlarını toplayıp fethetmiş Man From the Stars'ı. Gözlerim Jung Il Woo'yu aramadı desem yalan olur gerçi. O da fırlasaydı bir yerlerden keşke. ( Yazar burada oyuncuyu bilgisayar ekranında görmeyi özlediğini fakat onun son çalışması olan Gold Rainbow'u seyretmeyi göze alamadığını belirtmek istiyor. 41 bölümlük dizi yapmışlar! )

Güney Kore yapımlarını her birinde karşılaştığınız klişelere rağmen izliyorsanız Man From the Stars'a bir şans verin derim. Seçici davrananlardan olsanız bile şans verin. Bir başladınız mı gerisi çorap söküğü gibi gelecek, siz ne olduğunu anlamadan bölümler tükenecek. 

Sevgiler.

Yoon Kye Sang oynuyor dediler, geldik: Beyond the Clouds ( 2014 )

Tam olarak öyle değil aslında. Yoon Kye Sang, Beyond the Clouds'u tercih etmemin ikinci nedeni; birincisi ve aslı dizinin melodram oluşu. Reply 1994'ü sindirdikten sonra başımın üzerinde beliren baloncukta "Ana karakterlerin gözlerinden yaşların eksilmediği bir yapım izlemek istiyorum." yazısı belirmiş şahitlerin dediğine göre. Tumblr'da gezinirken bu doğrultuda yapılan bir öneriye rastlayınca ve başrolde tanıdık bir simanın olduğunu görünce balıklama daldım Beyond the Clouds'a. Çıkmam bir hafta bile sürmedi zannımca. 

Ve dizi başlar. Karlı tepelerin ortasında bir adam tek başına yürümektedir. "Çocukluğuma dönebilseydim eğer, ağzımda düdüğümle babamın sırtında koşuşturduğumuz günlere ya da onunla ilk kez karşılaştığım ışıl ışıl yirmili yaşlarıma veya her şeyin mahvolduğu o güne dönebilseydim eğer; o zaman gözyaşlarını silmiş olsaydım kendim olarak, Jung Se Ro olarak yaşayabilir miydim acaba?" diye düşünürken bulur seyirci onu ve adamın elindeki silahı şakağına dayadığını görünce "Vur dediysek öldür demedik be senarist!" der. İlerleyen dakikalarda dramın dibine vuracağız nasılsa. İlk saniyeleri rahat geçirseydik bari. 

Beyond the Clouds ( Full Sun ) 2014 yılına ait on altı bölümlük bir Güney Kore dizisi. Taze bitti. Metrekareye düşen gözyaşı miktarının azınsanmayacak seviyede olduğu bu yapım dramın yanında aksiyon ve bu tip yapımların ekmek teknesi olan romantizmi barındırıyor. Tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak olan bir gencin uğradığı haksızlığın bedelini sorumlulara ödetmek için harekete geçmesiyle gelişen olaylar zincirini anlatıyor. 

Klişe bir dizi Beyond the Clouds. Senaryo dalgalanmalarının taşkınlığa sebep olduğu bölümlerde neler yaşanacağını az çok kestirebiliyor insan. Yine de izlemekten alıkoyamıyor kendini. Bana olan buydu en azından. Nedeni üzerinde çok düşünmedim. Kendiliğinden geldi cevap: Yoon Kye Sang. Adam çatır çatır rol yaparken etkisine kapılmamak mümkün mü? 

Jung Se Ro, geleceğinin derdine düşmüş bir gençtir. İyidir, saftır; tüm olumsuz sıfatlardan uzaktır. İşi gereği Bangkok'ta bulunan babasını ziyaret etmeye karar verdiği gün hayatının kırılma noktası olacaktır. Kader ağlarını Gong Woo Jin adlı bir genç ile Se Ro'nun etrafına örecek, nihayetinde biri ölürken diğeri katil damgası yiyerek hapse girecektir. O esnada Se Ro intikam için kolları sıvayacak, beş yıl sonra başka bir isimle, Lee Eun Soo, mahkumiyetinden sorumlu olanların başında bulunduğu şirkette işe girerek planını uygulamaya koyacaktır.

Karakteri canlandıran isim Yoon Kye Sang. İdollükten oyunculuğa devşirilenlerden kendisi. 90lı yıllarda temeli atılan g.o.d grubundan ayrılmış da gelmiş.* The Greatest Love'daki rolüyle gönüllere taht kurmuş olması muhtemeldir. İkinci erkekti beyimiz dizide. Sormadınız ama söyleyeyim: Desteklediğim kişiydi. O kadar. Aktör olarak iz bırakmamıştı bende o vakitler. 


Yandaki fotoğraf Beyond the Clouds'tan alıntı. Baktım ki oyuncu ile yollarımız yeniden kesişmeyeli hakikaten üç yıl olmuş, repliğini üzerime aldım. Tapusu bende. Harikayım. :P 

Tanıdık sima iyidir diyerek başladığım yapımın sonunda Yoon Kye Sang'ı ayrı bir yere oturtmak kaçınılmaz oldu. Oyunculuğunu görmeniz lazım. Anlatılmaz, yaşanır. Dizi ile ilgili yorumların çoğunda rastladığım şu cümle ipucu versin size: "Yoon Kye Sang'ın seyirciyi derinden etkileyen performansı olmasa Beyond the Clouds sıradan olmaktan öteye geçemezdi." 


Diğer karakter Han Young Won. Babasına rağmen sevdiceğiyle evlilik yolunda ilerlemekte olan bir mücevher tasarımcısıdır. Annesinden yadigâr şirkette yöneticilik yapmaktadır. En belirgin özelliği saflığıdır. İnsana "Yok artık, bu kadar da olmaz." dedirten cinsten. Mücevher fuarına katılmak için gittiği Bangkok'ta yaşamını birleştirmek için gün saydığı Gong Woo Jin'i kaybedince dünya başına yıkılır. Kabuğundan çekilip çıkarılması için gereken şey Lee Eun Soo adı altında gerçek kimliğini gizleyen Jung Se Ro ile tanışmaktır. Sonrası dramın dibi.


Han Ji Hye'yi ilk defa seyrettiğimi sanarken Sweet 18'de oynadığını öğrendim. Yarım, hatta çeyrek bıraktığım bir dizi olduğundan hatırlamamış olabilirim. İzleyeli de epey oluyor zaten. Kendime yüklenmeyeceğim o yüzden. Sima olarak Han Young Won karakterinin tıpkısının aynısı olmuş. Sergilediği performans iyiydi. Gönül isterdi ki Yoon Kye Sang ile bir melodrama yakışır kimyaları olsun. Ne yazık ki beklediğimi alamadım. Başka bir yapıma bakacağız artık. 


Son dakika kararı olarak Jo Jin Woong'u sunuyorum sizlere. Beyond the Clouds'un en dikkat çekici karakteri olan Park Kang Jae'yi canlandırıyor. Jung Se Ro'nun babası mesleğinde kendisine yardımcı olması için oğlu yerine onu yetiştiriyor. Bir talihsizlik sonucu adamın kaza geçirmesine neden olmasının verdiği bir yükle Kang Jae, Se Ro'nun intikam planına dahil oluyor. 

Kang Jae'nin nasıl bir çizgide ilerlediğinin önceden kestirilemez oluşu, tahmin edilse bile ikilemde bırakması, son dakikaya kadar sürprizlerle dolu olması karakterin kendisini olduğu kadar onu canlandıran oyuncuyu da ayrı bir yere koymayı gerektiriyor. Velhasılıkelam, Jo Jin Woong harikaydı. 

Gittim.

Not: Görsel malzemeler alıntıdır.

*Az önce okuduğum bir habere göre g.o.d grubu Yoon Kye Sang'ı da içine alarak K-Pop sahnelerine geri dönecekmiş. ( 04.05.2014 )

26 Nisan 2014 Cumartesi

Açılın, Kim Hyun Joong geliyor: Inspiring Generation ( 2014 )

Posterde 1930lu yılların Şanghay'ına bakan kim ola ki? Kim Hyun Joong'dan başkası değil tabii. İleri seviye hayranı olduğum insanın rol aldığı hiçbir yapım burada yer almasın, olacak iş mi? Açıkçası o olmasa Inspiring Generation'ı yazma işine soyunmazdım. Yanlış anlaşılmasın, durumun dizinin seyredilebilirliği ile alakası yok. Neticede I Hear Your Voice, Two Weeks, Good Doctor vs. kayda değer yapımlardı fakat tembelliğim yüzünden blog günlüğüme konuk olamadılar. 

Inspiring Generation, yayın döneminde alınan kararlar sonucu yapılan ani değişiklikler sebebiyle epey karmaşık bir hâl aldığı ve aynı anda birçok karakteri sivrilten bir senaryoya sahip olduğu için hakkında bir şeyler yazmanın meşakkatli bir iş olacağını düşünmekten alamadım kendimi. Dahası yazıya nokta koymak tahminimden uzun sürebilirdi. İşbu sebeplerden ötürü zihnim debdebeden kaçmak istediyse de gönlüm ille de Kim Hyun Joong dedi. Oyunculuğunu azınsanmayacak denli geliştirmişken kendisine arkamı dönüp gidemedim.

Güney Kore yapımı Inspiring Generation, diğer adıyla Age of Feelings, yirmi dört bölümden oluşan bir dönem dizisi. İçinde bulunduğumuz yılda yayınlanmış olup birkaç hafta önce taze bitenler kategorisinde yerini almıştır. Senaristin on dakikada bir aksiyon sahnesi yazmaktan, yönetmenin Hyun Joong'u her bölümde soymaktan kendini alamadığı dizi dram ve romantizm öğeleriyle desteklenmiş. Aslı manhwadır, 1930lu yılların Şanghay'ında, o vakitler Japon yönetimi altındaki ülkelerinden uzakta sığınmacı olarak yaşayan Joseonlu bir grubun Hwanbang ve Ill Gook Hwae teşkilatları arasındaki güç savaşının... Toparlayamayacağım ben bu cümleyi. Filler tepişir, çimenler ezilir desem daha iyi. 

Ülke insanı zor durumda ise beşinci günün şafağında doğuya bakmak adettendir. Bir kahramanın doğuşu beklenir. İbre bu kez Gaksital'i değil Shin Jung Tae'yi gösterir. Böyle dedim diye karakterleri tanıtacağım zannına kapılmadınız umarım. Öncesinde değinmem gereken bir mevzu var.

Who Are You? tanıtımında Inspiring Generation'ın ilk çeyreğinden sonra senarist değişikliğine gidildiğinden ve kabağın sevgili Kim Jae Wook'un başına patladığından bahsetmiştim. İfrit olmuştum bu duruma. Epey zaman aldı sindirmem. Bir süre sonra aktörün rolüne son verilme sebebinin kaba tabirle para olduğu duyumunu aldım. Japonlar diziye talip olunca senaryoda onların lehine yumuşatma yapılması zorunlu hâle gelmiş. Özgürlük savaşçısı rolünde düşünülen Kim Jae Wook'un diziyle ilişiği kesilmiş.


Ben adamın karakterine son bile yazmadılar diye delirirken benzer bir haber de Song Jae Rim cephesinden gelmesin mi? On bilmem kaçıncı bölüm Inspiring Generation'da görüneceği son anlar olacak dediler, yıkıldım yâr. Seyirci çekme potansiyeli olan iki kişiyi harcamakla büyük risk aldıklarının farkına varmış olmalılar ki birkaç bölüm sonra Song Jae Rim tekrar boy gösterdi dizide. Rahat bir nefes aldım ben de. 

Inspiring Generation'ın orta yerinde senaristi değiştirmeleri risklerin en büyüğüydü. Çok kan kaybetti yapım bu sebepten ötürü. Olaylar arasında boşluklar meydana geldi, tutarsızlıklar oldu, kimi karakterler etkisini yitirdi, kimisi harcandı. Velhasılıkelam, çok şey vaadeden dizi sevdiceğim Japonya yüzünden az kalsın telef oluyordu. İlk bölümlerde sabit ilerleyen grafik, ikinci çeyrekte aşağı indi; son çeyrekte nihayet yükselişe geçti.


Girizgâh bitti. Geliştirmeye bakalım. Hyun'un dizideki karakterinin ergen safhasını oynayan Kwak Dong Yun'u görüyorsunuz fotoğrafta. Kendisini ilk gördüğümde verdiğim tepki ohannesburger boyutundaydı. Hyun'a benzemekle tıpkısının aynısı olmak arasında bir yerde yavrumuz malum. Böylesi isabetli oyuncu seçimini ömründe gören?.. 

Hep derim Güney Koreli genç oyuncular yetenekte büyüklerini ezip geçerler diye. Kwak Dong Yun da öyle. Shin Jung Tae karakterinin geçmişini canlandırması Hyun üzerinde baskı meydana getirmiştir muhtemelen. O derece iyiydi ki insanın "Ben bu yeteneğin üstüne nasıl rol yapacağım?" diye düşünmemesi abes olur. 

Shin Jung Tae baba figürünün epeydir olmadığı bir evde hasta kız kardeşiyle yaşamakta, onunla ilgilenmektedir. Kendini sevdiklerine adadığı bir ömür sürmektedir. Yaşadıklarının etkisiyle güçlü bir savaşçı olarak sivrilecek, Joseonlular için değerli bir sima hâline gelecektir. 

Inspiring Generation'ı izlemeye başladığım ilk dakikalarda Shin Jung Tae rolünün Hyun için biçilmiş kaftan olduğuna şahitlik ettim. Vaktiyle çiçek erkek imajı ile sivrilmiş olsa da sert rollerin insanı olduğunu görebiliyordum. Başkaları da farkına vardı nihayet. 

Dizi başladığında yegâne endişem Hyun Joong idi. Başkaları gibi Kim Jae Wook dururken nasıl olup da bizimkinin başrolde oynadığını sorgulayacak kadar ileri gitmediysem de alanında kendini ispatlamış yetenekli oyuncuları biraraya toplayan bir yapımın ağırlığını üzerinde taşıdığı için kaygı duymadan edemedim. Boşunaymış.


Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya lüzum yok. Hyun Joong oyunculuk bağlamında iyi bir iş çıkarmasa dahi endamı yeter diyerek Inspiring Generation'ı seyrederdim ben. O kıvamdayım. Hal böyleyken Hyun'un çoğu seyirciyi kendine hayran bırakacak bir sıçrama yapması dizideki varlığının üzerine bal kaymak oldu. An oldu, onun ağladığı yerde ben sevinç çığlıkları attım iyi iş çıkardı diye; an geldi, onunla birlikte ben de güldüm, üzüldüm, sevindim, öfkelendim. Ağlamış olduğum gerçeği var bir de. O da sevinçten miydi acaba? Şaka maka bizimki evvelce rol aldığı yapımlarda çizdiği sınırı aştı. Zafer onun ve onu eğiten koçundur. 


Şikayetçiyim Hâkim Bey! Hyun Joong'u bu yapımda sürekli üstsüz görmekten şikayetçiyim. Yüze yakın Güney Kore yapımı seyretmiş insanım. Hiçbirinde bir oyuncuyu bu kadar çok soyduklarına şahit olmadım. Reytingleri arttırır deyip yapılıyor; yapılıyor fakat bir, iki, olmadı üç defa oluyor böyle şeyler. Inspiring Generation'da öyle bir hal aldı ki Hyun bile rahatsız oldu zannımca. Dizi devam ederken verdiği bir röportajda yönetmenle son bir sahne üzerinde anlaştıklarını söylemişti. Tamamen soyunup - hayır, sevinmedim - nokta koyacağını söylemişti. İnandı bir de yavrucak yönetmene. Ne olacak? Son olmadı, arkası geldi. Velhasıl, düzenli olarak kas eğitiminden geçtik seyirciler olarak. Yüksek lisans da yapacaktık da işte... Onu geçtim dizinin yüzde sekseninde yüzü gözü dağılmış vaziyetteydi. Velhasılıkelam, hunharca kullandılar Hyun'u. Son olarak jjitjoong* sahnelerde kalsın, bu kadarı bir daha olmasın lütfen diyor ve nokta koyuyorum.


Jung Tae'nin ilk aşkı Gaya. Babasını öldürenin Jung Tae'nin babası olduğunu düşünerek kendisine yardım eli uzatan bir adamın peşine takılıp Japonya'ya giden kızımız orada aldığı eğitimle Ill Gook Hwae'nin başına geçer. Yıllar sonra Jung Tae ile yolları Şanghay'da kesişince aşk ve intikam duyguları arasında bocalaması kaçınılmaz olur. 

Seyrettiğim Güney Kore yapımlarında karizmatik kadın karakterlere pek rastlamadığımdan ilaç gibi geldi Gaya. Böylelerini sahalarda daha çok görmek isteriz. Karakteri canlandıran Lim Soo Hyang'ı hakeza. Gaya'nın gücü ekrandan fışkırma noktasına geldiyse aktrisin sayesindedir. Dahil olduğu aksiyon sahnelerini büyük keyifle izlediğimi de not düşeyim. 




Yoon Ok Ryeon, Jung Tae ve kız kardeşinin hayatına çocukluk yıllarında dahil olan yardımsever biridir. En büyük zaafı Jung Tae'dir. Onu herkesin ve her şeyin üzerinde tutmaktadır desem abartmış olur muyum? İzleyin, görün.

Senarist değişikliğinin en çok etkilediği karakter Ok Ryeon olsa gerek. Inspiring Generation posterindeki sosyetikliği boşa gitti. Yirmi küsür bölümü Jung Tae'nin iyilik meleği konumunu sağlamlaştırmaya harcadı. Dahası Kim Hyun Joong'un ilişkilere bakışını temelinden sarstı. Merak edeniniz varsa şöyle buyursun: Açıl pencere, açıl! 

Gaksital ile yıldızı parlayan Jin Se Yun canlandırıyor karakteri. Hyun Joong ile daha uyumlu olmuşlar sanki Joo Won'a göre. Öte yandan Kim Jae Wook'un canlandırdığı karakter devamlı olsaydı iyinin iyisi olacaklardı diye düşünmeden edemiyorum. Ördek dudak diye tanımladığım Lee Jong Sook ile çalışıyormuş bu aralar. Merakla bekliyoruz.


Inspiring Generation'dan laf açılır da Mo Il Hwa'nın adı geçmez mi hiç? Mümkün mü böyle bir şey? Asla! Kendisi ve bir yoldaşından oluşan minik grubu ile geniş çaplı çetelere kafa tutan Mo Il Hwa gizemli karakteri, kimilerince ölümcül olarak tanımlanan gülüşü ve bakışı sayesinde Shin Jung Tae'yi yetersiz bulanların bu yapıma tutunma sebebi olmuştur. Dövüşü disiplinsiz olan Jung Tae'yi hâle yola koymak için oluşturulmuş bir karakter olacağının sinyallerini verdikten sonra senaryo üzerinde farklı dokunuşlar yapılınca koltuğu sallandıysa da sonrasında bir şekilde yerine oturtuldu. 


Altı dizide oynamış Song Jae Rim. Tesadüf eseri dördünü seyretmiş olmam rol aldığı yapımları özel olarak takip etmem gerektiğine dair bir işaret olabilir mi? Mo Il Hwa karakterinin aktör için popülarite bazında önemli bir basamak olduğunu düşünüyorum. Kim Jae Wook diziden ayrılınca Hyun'u yeterli bulmayan seyirciler için teselli sebebi, benim gibiler için ikinci bir keyif aracı olduğunu düşünecek olursak... Song Jae Rim bu role çok yakıştı. Daha etkin olduğu bir yapımda benzer bir karakteri canlandırdığını görme isteği uyandırdı bende. 


Battı balık, yan gider. Jung Jae Hwa karakterine de yer ayırayım o vakit. Şapka Shin Jung Tae'nin simgesi olacak sanıyordum ben. Inspiring Generation afişlerinden tutun da her bölüm başında ekranda beliren oyuncu isimlerinin önündeki siluete kadar şapka takmış Jung Tae vurgusu yapılmışken bu aksesuarın Jung Jae Hwa karakterinin bir parçası olmasını çok yadırgadım. Bunu bir kenara bırakınca dizinin en esaslı karakterlerinden biriyle karşı karşıya olduğumu fark ettim. Gerçekçiliği duygusallıktan bir tık önde tuttuğu için seyircide aynı anda iki zıt duygu uyandırmayı başaran biri Jung Jae Hwa. Karakteri canlandıran Kim Sung Oh, Secret Garden'daki rolüyle ve bal(?) rengi gözleriyle aklımda kalmış. Güney Korelilerde pek rastlamadığımız bir şey renkli gözlere sahip olmak. Bundan böyle Jung Jae Hwa rolüyle yer edecek zihnimde.


Övülesi oyuncular ve tanıtılmaya değer karakterler öyle çok ki Inspiring Generation'da, her birini anlatmaya kalksam sığmaz buraya. Yüze yakın K-Drama seyretmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bugüne dek kadrosu bu kadar güçlü bir yapıma rastgelmedim. Gaksital belki?.. Ansızın senarist değişikliğine gidilmeseydi güçlü aksiyon sahnelerinden ve etkileyici oyunculuklardan fazlasını vaadedecekti muhakkak. Şu var ki Kim Hyun Joong'un oyunculuk kariyerinde mihenk taşı olduğu için ayrı bir yere koymakta sakınca görmedim ben. Bundan böyle bu alandaki yeteneği hakkında yapılan haksız eleştirilere sessiz kalmayacağımı duyurmuş olayım bu vesileyle. Ne demiş atalarımız? Yiğidi öldür, hakkını yeme. Başka bir yapımda yeniden görüşmek dileğiyle...

PS: Görsel malzemeler alıntıdır. 

8 Nisan 2014 Salı

Serinin üçüncüsü için gönüllü seyirci olarak yazılayım diyorum: Reply 1994 ( 2013 )

Zincirin bir önceki halkası olan Reply 1997'den aldığım keyfin iteklemesi ile kapısına geldiğim Reply 1994'ü seyredenler takımına transfer oldum nihayet. Tahminimden uzun süren bu süreci birkaç(!) cümle ile aktarayım sizlere diyorum dumanı üstünde tüterken. Araya zaman girerse hiç yer bulamayabilir buralarda. Yazık olmasın. 

2013 yılına ait Güney Kore yapımı Reply 1994 romantik komedi tadında bir film desem?.. Zira bölüm başına düşen süre bir filminkine eş değer. Dizi tanıtımlarında yirmi bir bölüm ibaresini gördüğüm yerde "Hadi oradan sen de!" şeklinde tepki veriyorum. Kırk iki bölümde anlaşalım. Reply 1994 yolları aynı pansiyonda kesişen bir grup üniversite öğrencisinin hayatından kesitler sunan bir yapım desem genel bir tanım yapmış olurum. Özelde ise mevzu pansiyon sahiplerinin kızı Na Jung'un kiminle evleneceği sorusu üzerinde dönüyor.


Bugüne dek yediğim en büyük spoiler Reply 1994'e ait. Esas kızın hayatını birleştirdiği adamın kimliğini diziyi seyretmeye başlamadan önce öğrendiğim gün oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi ağlayacaktım da işte... Oysa belirlenen adayları inceleyip ona göre takım tutacaktım. Desteklediğim kişiyle eş zamanlı olarak sevinecektim, üzülecektim; heyecanlanacaktım, rahat bir nefes alacaktım. Bir dakika! E, ben bunları yaşadım. Na Jung'un kimi tercih ettiğini bile bile yaşadım.

Malum talihsizliğin ardından başroldeki oyuncuları daha önce hiçbir yapımda seyretmediğimi sanmanın da etkisiyle dizi ile arama mesafe koydum. Hafızam bana güzel bir oyun oynamış meğer. İlerleyen satırlarda açıklık getireceğim mevzuya. 



Nasıl? Rengimi belli edebilmiş miyim? Fotoğrafta gördüğünüz durum desteklediğim çiftti Reply 1994 süresince. Chilbong taraftarlığı yaparken Sseureki için üzüldüğüm zamanlar olmadı mı? Oldu tabii. Sevilesi bir karakter kendisi. Durum şu ki Chilbong iki kat fazla sevilesi. İki kere düşünmeye gerek duymadan kendime alırım. O derece. Öhöm! 

Reply 1994'te tanıtılması gereken karakter çok. Ancak fazla derine dalmayayım diyorum ben. N.Ş.A.'da bile uzun uzadıya yazdığım düşünülecek olursa kararımı onaylamanız sizin hayrınıza olacaktır.



Na Jung, nam-ı diğer şanslı velet, ailesinin pansiyon işlettiği Seul'de üniversite öğrencisidir. Afacan çocuk kıvamındadır, iyidir, hoştur; Sseureki oppasının olmadığı bir hayat ona göre boştur. Basketbol oyuncusu Lee Sang Min'in hayranıdır diyeceğim ancak fanatikliği yeterince işlenmediğinden demesem de olur. En ilginç özelliği sarhoş olduğunda birini ısırması olsa gerek. 


Na Jung karakterine hayat veren Go Ara'ya Güney Kore'nin en sevdiğim eğlence programlarından Running Man'de rastlamışım görünüşe bakılırsa. Bugünlerde bölüm sayısı itibariyle yüz doksanlara tırmanmış olan programa iki kere katılmış. Ne yazık ki anımsamıyorum. Reply 1994 kendisini oyuncu olarak gördüğüm ilk yapım. Hoşnut kaldım performansından. Yine karşılaşabiliriz. Bana uyar.


Sseureki!.. Reply 1994'ü sevme nedenlerimden biri gerçekçi olma konusunda başka yapımlardan birkaç tık önde olması. Sseureki, nam-ı diğer çöp, bunun en belirgin örneği. Pasaklı mı pasaklı, dağınık mı dağınık. O halini gördükçe oturduğum yerde fenalık geçirdim. Elime kova ve vileda alıp "Bırakın beni, şunun kaldığı yeri adam edeceğim." diyerek Güney Kore'ye gidiyordum bir ara. O derece. :P Sseureki bu ya, pasaklı da olsa sevilesi yönleri var. Pek belli etmese de zehir gibi çalışan bir kafaya sahip. Tıp öğrencisi nitekim. Aynı zamanda komik ve sevimli.


Jung Woo ile tanışmamız Reply 1994 sayesinde oldu. Televizyon ekranından daha çok yakışacağı bir yer varsa o da beyaz perdedir diyecektim ki filmografisinin epey kabarık olduğunu gördüm. Doğru yoldasın Jung Woo, aynen devam. Kahkaha atarken ve şarkı söylerken ses tonu aşırı derecede etkileyici bir hâl alıyor. Severim böylelerini. ( bkz. Lee Jun Ki. )



Jung Woo'yu Reply 1994'ün Sung Dong Il'den sonraki yıldız oyuncusu olarak kabul etmekte bir sakınca görmüyorum. "Bir Sseureki nasıl canlandırılmalıdır?" sorusunun cevabını, diğer deyişle rolünün hakkını verdi. Mimiklerine kadar hayran kaldım. 

2013 KBS Drama Ödülleri töreninde ağladığı geldi şimdi aklıma. Yeni çıkış yapmış bir oyuncu olduğunu düşünmüştüm. Ne de olsa o zamanlar hakkında tek bildiğim Reply 1994'te rol aldığıydı. Meğer yılların oyuncusuymuş da ödül bakımından fakirmiş. O yüzden fazlasıyla duygusallaştı herhalde. Başka bir dizi yoluyla da olsa emeğinin takdir görmesine seviniyorum şu an. Hakediyor.


Ve sahneye genç kızların sevgilisi Chilbong girer. Beyzboldaki atıcı pozisyonuyla körpecikken şöhreti yakalayan Chilbong ne oldum delisi olmaktan uzak bir gençtir. İyidir, nahiftir, hoştur, sevimlidir, âşıktır; gülüşü, bakışı, duruşu, konuşması bir başka güzeldir. Gerçek olamayacak kadar donanımlı bir karakter demesinler diye aile ilgisi ve derslere düşkünlük bakımından eksik çizilmiştir. Velhasılıkelam, Sseureki'yi destekleyen seyircinin dahi kendisine kayıtsız kalması mümkün değildir.

Dizi süresince yüreciğime en çok dokunan isim oldu Chilbong. Sonunu bildiğim bir yapımda ne kadar olabilirse o kadar coştum yaşadıklarına bağlı olarak. Dizinin olumsuz yönlerinden biri olan senaryo kopukluklarından payını almış bir karakter olsa da tutarlı bir çizgide ilerlemesi hoşuma gitti.


Yukarıda bir yerde hafızamın bana oynadığı oyundan bahsetmiştim. Sizlere kendisini takdim edeyim: Yoo Yun Suk. Reply 1994'e başlamışım, safımı belirlemişim; Chilbong'u gözlemliyorum. Nihayetinde iş oyuncuyu mercek altına almaya gelince şok üstüne şok yaşadım. Daha önce hiçbir yapımda görmedim mantığıyla ilerlerken bir de baktım ki rol aldığı bir film ve diziyi izlemişim. Hem de yakın tarihte!.. A Werewolf Boy iki saatlik filmdi de o yüzden hatırlamıyordum diyelim, peki Gu Family Book? Yirmi bölümlük yapımda nasıl olur da zihnime yerleşmez? Üstelik aktif bir roldeydi. Hayretlerim şaştı. İşte bunlar hep iz bırakmayan karakterlerden sebep meydana geliyor. Başka bir açıklaması olamaz. Olmamalı. Daha gencim. Belleğim bu kadar zayıf olmamalı :/

İkinci bir şok dalgası aktörün yaşını öğrenince vurdu beni. 30? Küfür gibi duruyor. Taş çatlasa yirmi beş diyeceğim ancak o bile fazla görünüyor. Sebebi içki ve sigaradan uzak durmasıymış. Öyle diyor.


Yerim. ( ˘ ³˘)❤ Kediyi diyorum. Siz ne sandınız? Öhöm! Chilbong karakteri Yoo Yun Suk'u pek zorlamamış görünüyor. Bu tiple A Werewolf Boy'daki o itici karakteri canlandırdı ya Reply 1994'teki rolü çantada keklik. Demem o ki kendisini daha çarpıcı bir rolde görmek isteriz. Zaten çarpılmışsın çarpılacağın kadar demeyin, küserim. Kendisine dair hayretle karşıladığım bir şey daha var: Müzik kabiliyeti. Aslı '90lı yılların iz bırakanlarından Seo Taiji and Boys'a ait, dizi müzikleri arasında Sung Si Kyung'un yorumu ile yer bulan bir şarkı var: 너에게. Şakası yok. Canlı yorumu önce yürek sonra yetenek ister. İşbu şarkıyı Yoo Yun Suk Reply 1994'ün müziklerine yer veren bir programda seslendirdi.


Performans bittiğinde yanda görmüş olduğunuz gif benim aldığım vaziyeti açıklar nitelikte. Sahnede acemi olduğu Yoo Yun Suk'un tavırlarından anlaşılıyordu sadece. Ses tonu konuşurken on numara zaten de şarkı söylerken de öyleymiş. Gerçi dizi müzikleri arasında kendisinin de içinde yer aldığı bir grup tarafından seslendirilen, ilerleyen satırlarda sizlerle paylaşacağım bir şarkı mevcut. Oradan tecrübeliydim ama canlı söylemesi başka bir şey aktörün. Ekle oraya bir de Lee Jun Ki'den sonra en sevdiğim çekik gözlere sahip oluşunu. Oh, mis! 

Chilbong yüzünden bu yazıyı bitiremeyeceğim diyordum. Korktuğum başıma geldi. Buraya kadar okuyabilen varsa teşekkürlerden bir demet bağlamında kabul etsin son cümlelerimi. Reply 1994'ün esas kızın eş seçimine endeksli bir yapım olmasının senaryoya olumsuz bir yansıma yapması kaçınılmazdı. Şanslı erkeğin kim olduğunu belli etmemek uğruna yörüngeden çıkan kaleme bir daha ulaşamadı galiba senarist. Kopuk kopuk ilerledi olaylar. Bazı şeyler zayıf işlendi, bazıları inandırıcılığını yitirecek kadar ani oldu. Velhasılıkelam, yirmi bir bölümden oluşması bu yapımı Reply 1997 seviyesine çıkaramadı. Bölüm süresinin uzunluğunu da ekleyin altına. 



Gelelim izleme sebeplerine. Na Jung'un babası rolündeki Song Dung Il ve eşi rolündeki Lee Il Hwa sizi gülme krizine sokacak. Chilbong içinizin yağlarını eritecek. Sseureki hem saç baş yolduracak hem de kahkaha attıracak. Na Jung, Haitai, Binggeure, Samcheonpo ve Yoon Jin duygusal dalgalanmalara sebep olacak. Güney Kore'nin ağırlıklı olarak 1990'lı yıllara ait yaşam tarzı gözlerinizin önüne serilecek. İlgiye karşılık bedava bilgi. Daha ne olsun? Yetmez diyenler için başka seçenekler de mevcut. İzleyin görün. Benden bu kadar. Sizleri Reply 1994'ün üç oyuncusunun, Yoo Yun Suk, Jung Woo, Son Ho Jun, seslendirdiği eğlenceli bir parçayla başbaşa bırakıp huzurlarınızdan ayrılıyorum. Tavsiyem şudur ki videoyu seyretmeyin, şarkıyı dinleyin: 


PS: Aksi belirtilmedikçe görsel ve işitsel malzemeler üçüncü şahıslara aittir. Bilginize...