Kim Hyun Joong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kim Hyun Joong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2014 Cumartesi

Açılın, Kim Hyun Joong geliyor: Inspiring Generation ( 2014 )

Posterde 1930lu yılların Şanghay'ına bakan kim ola ki? Kim Hyun Joong'dan başkası değil tabii. İleri seviye hayranı olduğum insanın rol aldığı hiçbir yapım burada yer almasın, olacak iş mi? Açıkçası o olmasa Inspiring Generation'ı yazma işine soyunmazdım. Yanlış anlaşılmasın, durumun dizinin seyredilebilirliği ile alakası yok. Neticede I Hear Your Voice, Two Weeks, Good Doctor vs. kayda değer yapımlardı fakat tembelliğim yüzünden blog günlüğüme konuk olamadılar. 

Inspiring Generation, yayın döneminde alınan kararlar sonucu yapılan ani değişiklikler sebebiyle epey karmaşık bir hâl aldığı ve aynı anda birçok karakteri sivrilten bir senaryoya sahip olduğu için hakkında bir şeyler yazmanın meşakkatli bir iş olacağını düşünmekten alamadım kendimi. Dahası yazıya nokta koymak tahminimden uzun sürebilirdi. İşbu sebeplerden ötürü zihnim debdebeden kaçmak istediyse de gönlüm ille de Kim Hyun Joong dedi. Oyunculuğunu azınsanmayacak denli geliştirmişken kendisine arkamı dönüp gidemedim.

Güney Kore yapımı Inspiring Generation, diğer adıyla Age of Feelings, yirmi dört bölümden oluşan bir dönem dizisi. İçinde bulunduğumuz yılda yayınlanmış olup birkaç hafta önce taze bitenler kategorisinde yerini almıştır. Senaristin on dakikada bir aksiyon sahnesi yazmaktan, yönetmenin Hyun Joong'u her bölümde soymaktan kendini alamadığı dizi dram ve romantizm öğeleriyle desteklenmiş. Aslı manhwadır, 1930lu yılların Şanghay'ında, o vakitler Japon yönetimi altındaki ülkelerinden uzakta sığınmacı olarak yaşayan Joseonlu bir grubun Hwanbang ve Ill Gook Hwae teşkilatları arasındaki güç savaşının... Toparlayamayacağım ben bu cümleyi. Filler tepişir, çimenler ezilir desem daha iyi. 

Ülke insanı zor durumda ise beşinci günün şafağında doğuya bakmak adettendir. Bir kahramanın doğuşu beklenir. İbre bu kez Gaksital'i değil Shin Jung Tae'yi gösterir. Böyle dedim diye karakterleri tanıtacağım zannına kapılmadınız umarım. Öncesinde değinmem gereken bir mevzu var.

Who Are You? tanıtımında Inspiring Generation'ın ilk çeyreğinden sonra senarist değişikliğine gidildiğinden ve kabağın sevgili Kim Jae Wook'un başına patladığından bahsetmiştim. İfrit olmuştum bu duruma. Epey zaman aldı sindirmem. Bir süre sonra aktörün rolüne son verilme sebebinin kaba tabirle para olduğu duyumunu aldım. Japonlar diziye talip olunca senaryoda onların lehine yumuşatma yapılması zorunlu hâle gelmiş. Özgürlük savaşçısı rolünde düşünülen Kim Jae Wook'un diziyle ilişiği kesilmiş.


Ben adamın karakterine son bile yazmadılar diye delirirken benzer bir haber de Song Jae Rim cephesinden gelmesin mi? On bilmem kaçıncı bölüm Inspiring Generation'da görüneceği son anlar olacak dediler, yıkıldım yâr. Seyirci çekme potansiyeli olan iki kişiyi harcamakla büyük risk aldıklarının farkına varmış olmalılar ki birkaç bölüm sonra Song Jae Rim tekrar boy gösterdi dizide. Rahat bir nefes aldım ben de. 

Inspiring Generation'ın orta yerinde senaristi değiştirmeleri risklerin en büyüğüydü. Çok kan kaybetti yapım bu sebepten ötürü. Olaylar arasında boşluklar meydana geldi, tutarsızlıklar oldu, kimi karakterler etkisini yitirdi, kimisi harcandı. Velhasılıkelam, çok şey vaadeden dizi sevdiceğim Japonya yüzünden az kalsın telef oluyordu. İlk bölümlerde sabit ilerleyen grafik, ikinci çeyrekte aşağı indi; son çeyrekte nihayet yükselişe geçti.


Girizgâh bitti. Geliştirmeye bakalım. Hyun'un dizideki karakterinin ergen safhasını oynayan Kwak Dong Yun'u görüyorsunuz fotoğrafta. Kendisini ilk gördüğümde verdiğim tepki ohannesburger boyutundaydı. Hyun'a benzemekle tıpkısının aynısı olmak arasında bir yerde yavrumuz malum. Böylesi isabetli oyuncu seçimini ömründe gören?.. 

Hep derim Güney Koreli genç oyuncular yetenekte büyüklerini ezip geçerler diye. Kwak Dong Yun da öyle. Shin Jung Tae karakterinin geçmişini canlandırması Hyun üzerinde baskı meydana getirmiştir muhtemelen. O derece iyiydi ki insanın "Ben bu yeteneğin üstüne nasıl rol yapacağım?" diye düşünmemesi abes olur. 

Shin Jung Tae baba figürünün epeydir olmadığı bir evde hasta kız kardeşiyle yaşamakta, onunla ilgilenmektedir. Kendini sevdiklerine adadığı bir ömür sürmektedir. Yaşadıklarının etkisiyle güçlü bir savaşçı olarak sivrilecek, Joseonlular için değerli bir sima hâline gelecektir. 

Inspiring Generation'ı izlemeye başladığım ilk dakikalarda Shin Jung Tae rolünün Hyun için biçilmiş kaftan olduğuna şahitlik ettim. Vaktiyle çiçek erkek imajı ile sivrilmiş olsa da sert rollerin insanı olduğunu görebiliyordum. Başkaları da farkına vardı nihayet. 

Dizi başladığında yegâne endişem Hyun Joong idi. Başkaları gibi Kim Jae Wook dururken nasıl olup da bizimkinin başrolde oynadığını sorgulayacak kadar ileri gitmediysem de alanında kendini ispatlamış yetenekli oyuncuları biraraya toplayan bir yapımın ağırlığını üzerinde taşıdığı için kaygı duymadan edemedim. Boşunaymış.


Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya lüzum yok. Hyun Joong oyunculuk bağlamında iyi bir iş çıkarmasa dahi endamı yeter diyerek Inspiring Generation'ı seyrederdim ben. O kıvamdayım. Hal böyleyken Hyun'un çoğu seyirciyi kendine hayran bırakacak bir sıçrama yapması dizideki varlığının üzerine bal kaymak oldu. An oldu, onun ağladığı yerde ben sevinç çığlıkları attım iyi iş çıkardı diye; an geldi, onunla birlikte ben de güldüm, üzüldüm, sevindim, öfkelendim. Ağlamış olduğum gerçeği var bir de. O da sevinçten miydi acaba? Şaka maka bizimki evvelce rol aldığı yapımlarda çizdiği sınırı aştı. Zafer onun ve onu eğiten koçundur. 


Şikayetçiyim Hâkim Bey! Hyun Joong'u bu yapımda sürekli üstsüz görmekten şikayetçiyim. Yüze yakın Güney Kore yapımı seyretmiş insanım. Hiçbirinde bir oyuncuyu bu kadar çok soyduklarına şahit olmadım. Reytingleri arttırır deyip yapılıyor; yapılıyor fakat bir, iki, olmadı üç defa oluyor böyle şeyler. Inspiring Generation'da öyle bir hal aldı ki Hyun bile rahatsız oldu zannımca. Dizi devam ederken verdiği bir röportajda yönetmenle son bir sahne üzerinde anlaştıklarını söylemişti. Tamamen soyunup - hayır, sevinmedim - nokta koyacağını söylemişti. İnandı bir de yavrucak yönetmene. Ne olacak? Son olmadı, arkası geldi. Velhasıl, düzenli olarak kas eğitiminden geçtik seyirciler olarak. Yüksek lisans da yapacaktık da işte... Onu geçtim dizinin yüzde sekseninde yüzü gözü dağılmış vaziyetteydi. Velhasılıkelam, hunharca kullandılar Hyun'u. Son olarak jjitjoong* sahnelerde kalsın, bu kadarı bir daha olmasın lütfen diyor ve nokta koyuyorum.


Jung Tae'nin ilk aşkı Gaya. Babasını öldürenin Jung Tae'nin babası olduğunu düşünerek kendisine yardım eli uzatan bir adamın peşine takılıp Japonya'ya giden kızımız orada aldığı eğitimle Ill Gook Hwae'nin başına geçer. Yıllar sonra Jung Tae ile yolları Şanghay'da kesişince aşk ve intikam duyguları arasında bocalaması kaçınılmaz olur. 

Seyrettiğim Güney Kore yapımlarında karizmatik kadın karakterlere pek rastlamadığımdan ilaç gibi geldi Gaya. Böylelerini sahalarda daha çok görmek isteriz. Karakteri canlandıran Lim Soo Hyang'ı hakeza. Gaya'nın gücü ekrandan fışkırma noktasına geldiyse aktrisin sayesindedir. Dahil olduğu aksiyon sahnelerini büyük keyifle izlediğimi de not düşeyim. 




Yoon Ok Ryeon, Jung Tae ve kız kardeşinin hayatına çocukluk yıllarında dahil olan yardımsever biridir. En büyük zaafı Jung Tae'dir. Onu herkesin ve her şeyin üzerinde tutmaktadır desem abartmış olur muyum? İzleyin, görün.

Senarist değişikliğinin en çok etkilediği karakter Ok Ryeon olsa gerek. Inspiring Generation posterindeki sosyetikliği boşa gitti. Yirmi küsür bölümü Jung Tae'nin iyilik meleği konumunu sağlamlaştırmaya harcadı. Dahası Kim Hyun Joong'un ilişkilere bakışını temelinden sarstı. Merak edeniniz varsa şöyle buyursun: Açıl pencere, açıl! 

Gaksital ile yıldızı parlayan Jin Se Yun canlandırıyor karakteri. Hyun Joong ile daha uyumlu olmuşlar sanki Joo Won'a göre. Öte yandan Kim Jae Wook'un canlandırdığı karakter devamlı olsaydı iyinin iyisi olacaklardı diye düşünmeden edemiyorum. Ördek dudak diye tanımladığım Lee Jong Sook ile çalışıyormuş bu aralar. Merakla bekliyoruz.


Inspiring Generation'dan laf açılır da Mo Il Hwa'nın adı geçmez mi hiç? Mümkün mü böyle bir şey? Asla! Kendisi ve bir yoldaşından oluşan minik grubu ile geniş çaplı çetelere kafa tutan Mo Il Hwa gizemli karakteri, kimilerince ölümcül olarak tanımlanan gülüşü ve bakışı sayesinde Shin Jung Tae'yi yetersiz bulanların bu yapıma tutunma sebebi olmuştur. Dövüşü disiplinsiz olan Jung Tae'yi hâle yola koymak için oluşturulmuş bir karakter olacağının sinyallerini verdikten sonra senaryo üzerinde farklı dokunuşlar yapılınca koltuğu sallandıysa da sonrasında bir şekilde yerine oturtuldu. 


Altı dizide oynamış Song Jae Rim. Tesadüf eseri dördünü seyretmiş olmam rol aldığı yapımları özel olarak takip etmem gerektiğine dair bir işaret olabilir mi? Mo Il Hwa karakterinin aktör için popülarite bazında önemli bir basamak olduğunu düşünüyorum. Kim Jae Wook diziden ayrılınca Hyun'u yeterli bulmayan seyirciler için teselli sebebi, benim gibiler için ikinci bir keyif aracı olduğunu düşünecek olursak... Song Jae Rim bu role çok yakıştı. Daha etkin olduğu bir yapımda benzer bir karakteri canlandırdığını görme isteği uyandırdı bende. 


Battı balık, yan gider. Jung Jae Hwa karakterine de yer ayırayım o vakit. Şapka Shin Jung Tae'nin simgesi olacak sanıyordum ben. Inspiring Generation afişlerinden tutun da her bölüm başında ekranda beliren oyuncu isimlerinin önündeki siluete kadar şapka takmış Jung Tae vurgusu yapılmışken bu aksesuarın Jung Jae Hwa karakterinin bir parçası olmasını çok yadırgadım. Bunu bir kenara bırakınca dizinin en esaslı karakterlerinden biriyle karşı karşıya olduğumu fark ettim. Gerçekçiliği duygusallıktan bir tık önde tuttuğu için seyircide aynı anda iki zıt duygu uyandırmayı başaran biri Jung Jae Hwa. Karakteri canlandıran Kim Sung Oh, Secret Garden'daki rolüyle ve bal(?) rengi gözleriyle aklımda kalmış. Güney Korelilerde pek rastlamadığımız bir şey renkli gözlere sahip olmak. Bundan böyle Jung Jae Hwa rolüyle yer edecek zihnimde.


Övülesi oyuncular ve tanıtılmaya değer karakterler öyle çok ki Inspiring Generation'da, her birini anlatmaya kalksam sığmaz buraya. Yüze yakın K-Drama seyretmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bugüne dek kadrosu bu kadar güçlü bir yapıma rastgelmedim. Gaksital belki?.. Ansızın senarist değişikliğine gidilmeseydi güçlü aksiyon sahnelerinden ve etkileyici oyunculuklardan fazlasını vaadedecekti muhakkak. Şu var ki Kim Hyun Joong'un oyunculuk kariyerinde mihenk taşı olduğu için ayrı bir yere koymakta sakınca görmedim ben. Bundan böyle bu alandaki yeteneği hakkında yapılan haksız eleştirilere sessiz kalmayacağımı duyurmuş olayım bu vesileyle. Ne demiş atalarımız? Yiğidi öldür, hakkını yeme. Başka bir yapımda yeniden görüşmek dileğiyle...

PS: Görsel malzemeler alıntıdır. 

28 Şubat 2014 Cuma

Kim Jae Wook'a bakıp çıkacaktım ben: Who Are You? ( 2013 )

Öze gelmeden sözü ne kadar dolandıracağımı kestiremediğim bir Kore dizisi kılıklı yazıda daha birlikteyiz sevgili okuyucu. Bugün burada Kim Jae Wook hasebiyle seyrettiğim bir dramayı tanıtacağım sizlere: Who Are You? Amma ve lakin ondan önce bu aralar yayında olan Inspiring Generation'a değinmem gerek ucundan ki "Who Are You?"ya giden yol aydınlansın. 

Datlum gıymatlum Kim Hyun Joong'un başrolüne konduğu; izlediğim kadarıyla oyunculuk bağlamında kendinden beklenmeyecek ataklar yaptığı, canlandırdığı karakter ağlarken sevinçten havalara uçtuğumu bilirim, Inspiring Generation'da rol alanlardan biri de Kim Jae Wook idi. Hyun Joong'u yeterli bulmayanlar için diziye tutunacak bir dal, benim gibiler için ikinci bir karizmatik isim idi. Gelin görün ki dizinin ilk çeyreğinde senarist değişikliğine gidildi, peşinden Kim Jae Wook'un karakterine son verildiğini bildiren bir haber geldi. "Dramada rol alan onlarca oyuncu arasından neden Kim Jae Wook?" diye çemkiremediğimden midir nedir sindiremedim vaziyeti. Bu cümleleri yazarken dişlerimi sıkıyorum. O derece... Ne yapsam da biraz durulsam derken "Who Are You?"yu seyretmediğimi fark ettim ve oturdum dizinin başına. Velhasılıkelam, Kim Jae Wook'u izlemeye hasret kalmışım da haberim yokmuş. 

Başrollerini So Yi Hyun ve Ok Taecyeon'un ( 2PM desem? ) paylaştığı 2013 yılı yapımı Güney Kore draması Who Are You? fantastik öğelerle çevrelenmiş, aksiyon içerikli, yer yer komedi aşılayan ancak özünde trajik olan bir yapım. Hatta çifte trajik. Birincisi, Kim Jae Wook başrolde değil. İkincisi, canlandırdığı karakter bir ruh. (;⌣̀_⌣́)

Dizinin konusuna değinmiyorum. Karakterleri tanıtırken konuyu vermiş olurum diyerek işin içinden sıyrılıyorum. İtirazı olan?.. Reddedilmiştir.

Who Are You? gemi düdüğünün çalmasıyla başlıyor ve ilk saniyelerde ekranda Kim Jae Wook'un canlandırdığı Lee Hyung Joon karakteri beliriyor. Nasıl başlangıç ama!.. On üzerinden on puanlık, değil mi? Değil. Çünkü içeride gümüş kaçakçılığı yapıldığını fark eden polis teşkilatı üyesi Lee Hyung Joon amirine telsizle haber gönderecekken sinyal yüzünden yakayı ele veriyor ve başlıyor koşmaya. Bizler ekran başında "Run Forrest! Run!" diye yırtınırken olan oluyor, adamımız bir kurşunla yere seriliyor. Gelsin sagular: Lee Hyung Joon  öldi mu? İsuz ajun kaldi mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur. ( Yazar burada efsanevi karakter Alp Er Tunga'dan özür diliyor. )

Lee Hyung Joon'u yere yığılırken gören Yang Si Ohn, So Yi Hyun canlandırıyor karakteri, "Andwae!" diye bağırıyor; bizler de öyle. Sesini duyan kaçakçılar peşine düşüyorlar kızın. Kaçarken arkasından gelen bir darbe ile yere yığılıyor Yi Hyun. Bilincini yitirmeden önce son gördüğü şey Lee Hyung Joon'un hayali oluyor. 

Olay muamma olarak kalıyor. Altı yıl sonra Yang Si Ohn uzun uykusundan uyanıp sağlıklı bir birey olarak topluma katılıyor. Bir derece... O talihsiz gece yaşananları hatırlamamasını, dahası Lee Hyung Joon'a dair hafızasında bir kırıntının bile kalmamış olmasını saymazsak her şey normal. Desem de inanmayın. Çünkü kızımız altı yıllık zaman zarfında boş durmamış ve dünya ile bağlantısını koparmayan ruhları görme yeteneği kazanmış. Öyle de çalışkan. 

Vaktiyle Polis Akademisi'ni birincilikle bitiren Yang Si Ohn, sağlığına kavuştuktan sonra Kayıp Eşya Birimi'nde çalışmaya başlar. Bir sebepten ötürü oraya çekildiğine inanmaktadır. Bu nedenin huzura erememiş ruhlara yardım etmek olduğunu öğrenmesi uzun sürmeyecektir. Eşyalara dokunduğu zaman onlarla bağlantılı ruhlar ortaya çıkıp kendisini bol bol dürtecektir.

Yang Si Ohn'u canlandıran So Yi Hyun'u başka yapımlardan gözüm ısırsa da ilk kez başrolde izleme fırsatı buldum. Meğer pek sevimliymiş. Başarılı bir performans sergilemiş olsa gerek ki aklımdan karaktere uymadığına dair bir düşünce geçirdiğimi hatırlamıyorum. Bir ara bizim maknae ile başrollerini paylaştığı diziyi de izleyebilirsem süper olacak. Milattan önce de böyle bir cümle kurmuştum blog günlüğünde ya neyse. 

Ve Taecyeon sahneye girer. "Who Are You?"nun sempatik, sevimli ve muzip karakteri Cha Gun Woo'yu canlandırıyor. Yandaki fotoğraftan pek farklı değildi. İlk bölümden itibaren gülme sebebim(iz) oldu. Dramanın komedi yönünü temsil ediyor sizin anlayacağınız. İşlediği bir hata sebebiyle geçici olarak Kayıp Eşya Birimi'nde çalışan Cha Gun Woo, ekip şefi Yang Si Ohn ile birtakım vakaları aydınlatmak için canla başla çalışacak, aynı zamanda Lee Hyung Joon'un yarım bıraktığı görevi tamamlamak için çabalayacaktır. Şiddetle karşı çıkmama rağmen hem de... Bir ara esas kız ölse de kimseye yar olmasa dediğim oldu. Ayıplamayın, anlamaya çalışın :/

Ok Taecyeon'un üzerine Cha Gun Woo rolü tam olmuş. Cuk diye oturmuş. Bana bu kadar isabetli bir seçim olur mu dedirtmiş. Dream High'da izlemiştim ilkin kendisini. Bu ikinci. Çiçeği burnunda Wonderful Days'i de izlerim belki nasıl bir performans sergileyeceğini görmek için diyecektim ki elli bölüm olduğunu öğrendim yapımın. Hmm...

Bitmedi, velhasılıkelamsever insan daha yeni başlıyor a dostlar. Yazdıklarımı okumaya çalışıyormuş gibi görünen Kim Jae Wook'un canlandırdığı karakterde sıra: Lee Hyung Joon. Az ötede bahsettiğim yaşayan türüydü. Oysa dizide ruhen var olan bir karakter. İkisi arasında birtakım farklar var. Konuşma, dokunma vb. yetileri yok. Onların yerine istediği zaman istediği yerde vücuda gelme ( İroni yaptım. Beğendiniz mi? ) gibi bir yeteneği var.

Dramanın trajik yönünü temsil ediyor Hyung Joon. Ekranda yüzünde buruk bir gülümsemeyle, bakışlarına yerleşen hüzünle beliriyor; her an taşmaya hazır nehir misali gözleriyle yüreklere hitap ediyor. Cinayete kurban gittiği için sıkışıp kaldı sanmıştım dünyada ancak beyimiz sevdiceğini kötü(lük)lerden korumak için kalmış. Buna paralel olarak ölümünün ardındaki sır perdesi de aralanıyor. Dizinin kilit noktası da bu. Diğer vakalar seyircinin ilgisini canlı tutmak için oluşturulmuş. Aksiyon getirisi de var. 

Who Are You? başlar başlamaz arz-ı endam eyleyen karakter ilk dakikalarda ruhlara karışıyor diye çemkirmeyebilirdim ancak dördüncü bölümün son saniyelerine kadar göstermediler kendisini ya... Pes! Gösterdiklerinde oh mu çektim peki? Nerede?.. Bu sefer de konuşturmaz oldular. Zaten Inspiring Generation'dan kalma bir hışımla gitmişim yapımın kapısına. "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu." demezler mi insana? Rahata eremeyeceğim anlaşılan biri eli yüzü düzgün bir başrol verene dek bu adama. 

Kim Jae Wook ile tanışmamız Güney Kore'nin kült dizilerinden Coffee Prince'e dayanıyor. Japon olup olmadığını merak etmiştim o zamanlar. Mary Stayed Out All Night'ta seyrettim sonra. O zaman ısınmaya başladım zannımca. Lakin peşine düşecek kadar coşmamışım. Değişen bir şey olmayacaktı bence Inspiring Generation'da bir görünüp bir kaybolmasaydı. Bir bakıma fena olmamış. Oyunculuğuyla kendisini özleten isimler arasında yer aldığı gerçeğinin farkına varmamı sağladılar. Yine de affetmem, affedemem onları. 

Canlandırdığı karakter konuşmadığı için oyuncuya epey iş düştü hislerini aktarma konusunda. Başkaları ne düşünüyor bilmiyorum ancak ben bu zorluğun üstesinden geldiğine şahitlik ettim bölümler ilerledikçe. Rolü kendine yakıştırmasını biliyor. Öyle ki bir seferinde "Ölüm bile yakışmış." gibi tuhaf bir cümle döküldü dilimden. Sesim havaya karışırken şok oldum. Şartlar dahilinde yapılabilecek övgü dolu bir yorum olsa da Allah uzun ömür versin diyeyim ben.

"Who Are You?"ya başlama sebebim Kim Jae Wook idi kuşkusuz. Onu kısa sürede bitirmemi sağlayanın ne/kim olduğundan emin değilim yalnız. Aktör sebebiyle mi bir çırpıda seyrettim yoksa senaryonun etkisiyle mi bilemiyorum. Bırakalım da muallakta kalsın. Gerekirse eşit miktarda bölüştürerek ilgimi çıkarım işin içinden.

Genel olarak şikayetim yok yapımdan diyecektim ki bir şimşek çaktı zihnimde. Birtakım gizemlerin ipuçları o kadar açık verilmiş ki senaryonun 2-0 önünde gidiyor seyirci. Bu tarz bir yapım için eksi puan sebebi. Ok Taecyeon ile So Yi Hyun'un kimyaları da pek uyuşmadı sanki. Her şeye rağmen su gibi akıp geçti "Who Are You?"nun her bir bölümü. Arşive attım üstelik. Kim Jae Wook bu. Ne zaman hortlayacağı ( Dikkat! Role misilleme var. ) belli olmaz, değil mi? Hazırlıklı olmak lazım. 

Seyredebileceğiniz daha kaliteli yapımlar var şüphesiz. Yine de bir ara bu yapıma şans verirseniz...

Sevgiler.


6 Şubat 2013 Çarşamba

Tam da içime sinen bir rolü canlandıracağı için sevinirken...


Kim Hyun Joong'un City Conquest ile bağlarını koparma aşamasında olduğunu duyunca ben:


Oyuncuların onca aydır verdiği emeğe yazık değil mi? Oldu mu şimdi bu yaptığın KBS? Cıks!

11 Mayıs 2012 Cuma

Manga diye birşey var şimdi...



Bim bam bom! Çok şükür dostlar! Benim de artık bir manga kitabım var. Alkışları görelim. Bugüne kadar neredeydin diye soranları ise görmemezlikten gelelim. Hadi ama! En azından açılışı Death Note ile yaptığım için takdiri hakettiğimi düşünüyorum.


Şu an Death Note serisinin tüm kitaplarını aynı gün içerisinde almadığım için büyük pişmanlık duyduğumu gizlemeyeceğim. Merak içerisinde kıvranmak iyi birşey değil malumunuz. Yazarı tebrik etmek lazım bu kadar zekice kurgulanmış birşey ortaya koyduğu için. Gelin görün ki Tsugumi Ohba gerçek ismi değil diyorlar. Hatta cinsiyetini bile gizli tutuyormuş. Niçin böyle birşeye gerek duydu acaba? Cevabını bilen?


Şinigami ( Japon dilinde ölüm tanrısı demektir ) Ryuk'un dünyaya düşürdüğü defteri bulup onu kötülüğü dünya üzerinden kazımak için kullanmaya karar veren Light Yagami ile mutlaka tanışmalısınız. Zira yavrumuzun eline geçen defter sıradan olmaktan çok uzak. Üzerine birisinin ismi yazıldığı zaman o kişi ölüyor. Tabiî bunun olayları daha ilgi çekici hale getiren birtakım kuralları var ama o kadarına ben girmeyeyim. Okuyunca öğrenirsiniz. 


İlk kitaptan anladığım kadarıyla konu kahraman olmayı aklına koyan ( saplantı haline getiren de diyebiliriz aslında ) Light Yagami ile onun peşine düşen gizemli dedektif L arasındaki çekişme üzerine kurulu. İkisi de çok zeki karakterler. Serinin sonunda kimin galip geleceğini merak ediyorum doğrusu. 


Dipnot: Manga denildiğinde aklına yıldırım hızıyla Kim Hyun Joong ismi gelen sadece ben değilim değil mi? Bilen bilir, manga tutkunluğu anormal seviyededir. Sebebini anlayabiliyorum artık. Ye-hey!

Dipnot 2: Saniyede fangirl moduna geçtim ya pes doğrusu. Yapacak birşey yok. Hastasıyız. 


13 Ocak 2012 Cuma

Koş velhasılıkelamseverinsan koş! Uzak Doğu'dan paketin var!


Gülümsemekten ağzı kulaklarına varan birini gördüyseniz bugünlerde ben olabilirim. Aralık ayının son haftasında YesAsia sitesinden aldığım albümler geçen gün kapımı çaldı da hani o bakımdan diyorum. Herhangi bir zarar gelmemesi için sıkıca sarıp sarmalanmış albümlerin olduğu paketi avuçlarımın arasına alınca nasıl sevindiğimi, kontrolsüzce titreyen ellerimle paketi açmak için nasıl debelendiğimi ve söz geçiremediğim parmaklarımla albümlerin ambalajlarını sıyırmaya çalışırken ne hale geldiğimi kolay kolay unutamam herhalde. Hele bir de Kim Hyun Joong'un albümüne dokunduğum zamanki halim var ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. 

Her şey iyi güzel de CD leri çalıştırmaya kıyamıyorum ya onu ne yapacağuk? Antika muamelesi yapıyorum. Ne bir çizik ne de bir toz olsun istemiyorum üzerlerinde. Mümkün olsa özel birşey yaptırıp içerisinde muhafaza edeceğim yani o derece. Delirdim galiba. 

14 Aralık 2011 Çarşamba

Kulağımda başlayıp ruhumda biten üç ses ve üç isim: Koray Candemir, Douglas Robb ve Kim Hyun Joong

Geçen gün aklıma hangi erkek şarkıcıların sesi olmak istediğim sorusu geldi. Hemen ardından şimşek hızıyla üç ismin görüntüsü geçti gözlerimin önünden kulaklarımda söyledikleri şarkılardan birer kuple yankılanırken. Sonra da sizlerle paylaşasım geldi. Solistleri sıralama şeklim benim gözümdeki sayısal değerlerine göre değil, kendileri ile tanışma zamanıma göredir. Yanlış anlaşılmalara meydan vermek istemem.

Kargo grubunun eski solisti Koray Candemir'i tanımayan var mı acaba? Şimdilerde Maskott grubunun solistliğini yapıyor kendisi. Sesine ciddi manada hayran olduğum ilk insan evladıdır. Bırakın şarkı söyleyişini " Hıaaaııaaeeeaaaahh! " ve benzeri çığırışlarını bile kendimden geçerek dinlerim. Kendisinin, pardon sesinin UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alınması gerektiğini savunurum her daim. Bu cümlenin üstüne grubun 2010 senesinde çıkardığı albümde en sevdiğim şarkı olan Melekler Şehri'nin klibini paylaşayım da sözlerim havada kalmasın. 


Gelelim bir diğer isme: Douglas Robb. 1994 yılında kurulan ve hala aktif olan Hoobastank grubunun solistidir. Mayasında Japon genleri olduğu için mi bilmem ilk görüşte kendisine kanım kaynamıştır. Sesine olan hayranlığımın ise bu durumla alakası yoktur. Bağlı olduğu grup daha çok The Reason şarkısı ile tanınır ve bilinir. Üç dalda Grammy adayı olmuş bir şarkıdan bahsediyorum burada. Ona göre. Neyse ki ben bu kadarı ile yetinmeyerek grubu gözetim altına alanlardanım. 2009 yılında çıkardıkları FOR(N)EVER albümünden dilimde, zihnimde çokça dönen So Close, So Far isimli parçanın klibini şuracıkta paylaşıvereyim hemencecik ki kulaklarınızın pası silinsin. 


Üçüncü isim geliyor, geliyor, geldi: Kim Hyun Joong. Sade sesine değil içiyle dışıyla kendisine hayran olduğumu sağır sultan bile duymuştur diye düşünüyorum. Güney Koreli grup SS501'in ( Double S Five Oh One şeklinde okunur ) lideridir. Bir süredir solo çalışmaktadır. Farklı tarzda şarkılar icra ettiği için ses tonunu tanımlamam ne kadar doğru olur bilemiyorum ama kadifemsi diyorum ben. Dinleyicilerinin büyük bir kısmı ise angelic voice tabirini kullanıyorlar. Her türlü talibim kendi... Şey, sesine. Geçtiğimiz Haziran ayında piyasaya sürülen ilk solo albümü olan Break Down'da yer alan Kiss Kiss isimli parçasına çekilen klibi buraya ekliyorum ki hem sesi hem de kendisine aşırı derecede hayranlık duymamın sebeplerinden bir iki tanesi hakkında bir fikriniz olsun. 


End the best male vocalist award goes to... Boşluğu doldurma işini size bırakıyorum. Ben yapamayacağım. Keyifli dinlemeler...

29 Kasım 2011 Salı

velhasılıkelamseverinsan presents the Best Male Solo Artist winner on Mnet Asian Music Awards 2011: Kim Hyun Joong!

Gecenin bir yarısı, tahminen dört civarı, şiddetli bir karın ağrısına maruz kaldım. O vakitte kıvrandığım yetmezmiş gibi bir yoklama da gündüz vakti yaptı kendileri. Hal böyle olunca bugün MAMA 2011 ödül töreninin yapılacağı aklımdan çıktı. Neyse ki rutin Twitter girişlerimden birinde bir yazıya denk geldim ve canlı canlı izleyebildim yayını. Sancı tarafından sömürülen keyfimin yerine gelmesi için Kim Hyun Joong'u görmek yetti. Yılın en iyi erkek sanatçısı ödülünü kazanması keyfimi ikiye katladı. Üstüne bir de canlı performans sergileyince kendisi muhteşem üçlü oluştu ve sevinçten bayılacak hale geldim. Lucky Guy videosunu hemen şuracıkta paylaşayım ve şunu belirteyim ki şarkının ismiyle tezat olarak şanslı isim Suzy idi. 




" Anne! Ben yeniden ergen oldum " diye çığırabilirim her an. Umutsuz vaka olduğumu kabullendim çünkü. Programı seyrederken girdiğim halleri kimse görmediği için avunuyorum. Neredeyse nefes almayı unutacaktım yani o derece. Doğal olarak Kim Hyun Joong yüzünden dengesi altüst olan yalnız ben değilim. Ödül aldığı an WWTT şu hale büründü:




BIGBANG grubunun Love Song şarkısına çektiği klibin Best Music Video kategorisinde ödül alması da keyfimin üstüne kaymak oldu. " I hate this love song " diye boşuna çığırmadığımı ikinci kez anlamış oldum. Çok güzel hareketler bunlar. Umarım devamı gelir ^^

2 Kasım 2011 Çarşamba

I'm obsessed with you ♫


SS501 grubunun 4D lideri Kim Hyun Joong'un ikinci mini albümü Lucky ile yirmi gündür tanışıyor olmamıza rağmen birbirimize hemencecik ısındık. Yeterince ısındığımıza kanaat getirince kayna(ş)ma moduna geçtik. Bu yazıyı da kanka oluşumuzun şerefine yazıyorum. 


Bilgisayarımın hafızasının 70 GB lık bölümü Hyun Joong'un yer aldığı programlara ayrılmış durumda desem kendisine olan takıntımın boyutunu gerçeğe en yakın biçimde ifade etmiş olur muyum acaba? Yetmediyse şunu da ekleyeyim: Eğer önümüzdeki birkaç yıl içerisinde yolu Türkiye'ye düşmezse ben kalkıp Kore'ye gideceğim sırf kendisini görebilmek için. Niçin böyle olduğumu ancak ve ancak Henecia* anlayabileceği için daha fazla uzatmayı manasız buluyor ve albüme geçiş yapıyorum. 


" Gel vatandaş, gel! Ne ararsan burada! " diye bağırarak satışı yapılabilecek bir albüm Lucky. Punk rock, jazz, ballad... Biri enstrümantal olmak üzere altı parçadan oluşan albümde elinden geldiğince çeşitleme yapmış Hyun Joong. Otuz yaşından sonra solo şarkıcı olmayı bırakıp bir grupta bas gitar çalmayı düşündüğünü bildiğim için şaşırmadım. Elinde fırsat varken birçok şeyi denemek istiyor ve bunu da albümüne yansıtmış. İyi de yapmış. 


Albümün ilk parçası Do You Like That. Hyun Joong solo çalışmaya başladığından beri böyle bir parça bekliyordum kendisinden. Şarkının ilk saniyesinden itibaren şiddetini hissettiren elektrogitar fırtınası ve onunla birlikte ortalığı yıkan bir ses var ortada. Bir de şakımıyor mu Hyun Joong " Do you like that? Tell me that you like that " diye. Ne cevap verilir ki buna " Baby, I like it " ten başka?..


İkinci parça aynı zamanda çıkış parçası olan Lucky Guy. Hyun Joong'a bir müzik programında birincilik getiren parça da diyebiliriz. İlginç bir detayı paylaşmak istiyorum hemen şuracıkta. Şarkıyı dinleyenler 2.17 de kulaklarını iyice açmışlarsa farketmişlerdir ki fondan kurtadam uluması geliyor. Uluyan kişi Hyun Joong'dan başkası değil. Seksi bir ses tonuna sahip bayan vokal kullanarak farklı birşey yapmak istemiş ama bulamamış bu özellikte birini. 4D liği tutmuş olacak ki onun yerine ulumayı tercih etmiş. Hayatının herhangi bir döneminde Super Mario oynayanlar da geçmişten sesler bulacaklar şarkının müziğinde. 


Bir sonraki parça 웃어요 (Smile). Çok tatlı bir melodisi var. Buna paralel olarak Hyun Joong bu parçada benim " angelic voice " dediğim tonlamasını kullanmış. Nakarat kısmında JYJ grubundan Junsu ve Jaejung eşlik edeceklermiş aslında Hyun Joong'a. İyi de olurmuş ama o sırada Micky - evet, Mickey değil Micky - ile birlikte kendi albüm çalışmalarına yoğunlaştıkları için gerçekleşememiş. 


Dördüncü parça 나는 네 남자야. Alternatif olarak I'm Your Man diyebiliriz. Bu parçada ne aşk itirafı eksik ne de evlilik teklifi. Yalvarmalar, yakarmalar, serzenişler derken bir de bakıyorsunuz ki " Ben ballad tarzındayım " diye tepiniyor resmen. 


Beşinci parçanın adı U. Temposu düşük şarkılar arasında en sevdiğim, haliyle en sık dinlediğimdir kendisi. En son kaydedilen parçaymış albümde. O zamanlar Hyun Joong Asya turunu yeni tamamlamış olduğundan durumu pek iyi değilmiş. Bu sebepten ötürü en zor kaydedilen parça olarak görüyor kendisi U yu. O tempoda bitkin düşüp hastanelik olmadığına şaşırıyorum ben ya neyse. 




Altıncı parça için söylenecek tek şey var: Lucky Guy'ın enstrümantal hali. Velhasılıkelam, bütünüyle beğendim albümü. Hyun Joong'un önceden planlanmış etkinliklerden ötürü üç haftacık promosyon yapacak olması dışında bir şikayetim yok. Bu süreçte kendisi mümkün mertebe eğlenmek istiyormuş. Ben de katıldığı yayınları izleyerek keyfine ortak olmak niyetindeyim. Hadi bakalım ^^


*Henecia: Kim Hyun Joong hayranlarının resmi adı. 

15 Mayıs 2011 Pazar

Zamanı gelmişti Hyun!

Beklenen fotoğraf geldi. Yalnız solo debut yapacak olan Saeng değil de Hyun sanki. Öylece kurulmuş koltuğa. Gülmekten alamıyorum kendimi fotoğrafa her bakışımda. Lider yine 4Dlik yapmış deyip geçiyorum.

PS: Şu fotoğrafta Hyun&Kyu&Saeng üçlüsüne Min&Jun ikilisi de eklense ne güzel olurdu...

3 Mayıs 2011 Salı

Four dimensional leader of SS501: Kim Hyun Joong

SS501 grubunun üyelerinin hepsini seviyor, solo aktivitelerle meşgul oldukları şu dönemde ayrı ayrı takip ediyor ve destekliyorum. Amma ve lakin Kim Hyun Joong'u biraz daha önde tutuyorum. Bu sebepten ötürü solo albümünün yayınlanacağı Haziran ayının bir an evvel gelmesini diliyorum. Şekil A1 de görülen yeni imajını pek beğendiğimi belirtiyor ve sözü burada nihayetlendiriyorum.