27 Ekim 2011 Perşembe

Refik Halid Karay - Ago Paşa'nın Hatıratı


- Tıraş olacağım, biraz sıcak su lazım, mutfakta ateş var mı?
 - Hayır, bitmiş!
 - Soba yanıyorsa orada ısıtınız!
 - Çoktan sönmüş...
 - Peki gazocağını yakıverin!
 - Geçen gün tıkanmıştı, iğnesi de alınmadı, yanmıyor...
 - Hay aksi şeytan hay, şu ispirto lambasına bak, belki içinde biraz kalmıştır.
 - Onu da nereye koymuşlar bilmem ki... Dün şuracıktaydı, birisi almış, durun, arayayım!
 - Canım, hala bulamadınız mı?
 - Buldum ama tamtakır, zaten ne zamandır ispirto alınmıyordu ki...
 - İspirtoya da lanet, tıraşa da, insan evinde istediği zaman bir dirhem sıcak su bulamadıktan sonra... "

Hafızamla aramızda güven eksikliği oluşmaya başladığından beri adetimdir: Kitap satın aldığım gün eve gelir gelmez ilk sayfanın sağ üst köşesine " Ne zaman? " ve " Nerede? " sorularının cevaplarını not ederim. Böyle bir alışkanlık edinmekteki amacım bundan elli altmış sene sonra bu kitabı okuyacak olanlara gereksiz ama sevimli bir minik bilgi aktarımı sağlamaktan ziyade kendi okuma ve bitirme sürecimi hesaplamaktır. Misal, Ago Paşa'nın Hatıratı, 2010 senesinin Teşrinisani ayında ( kelalakaarasöz: eski sözcükleri konuşurken kullanamıyorum zaten, bırakın da bari yazarken kullanayım ) İstanbul bilmem kaçıncı kitap fuarında elime geçmiş. Okumaya başlama tarihimi hatırlamıyorum ( Yazar burada utanmaya başlıyor ) çünkü eser Refik Halid Karay'ın 1920li yıllarda dolmakalemi hokkanın içindeki mürekkebe batırıp yazdığı yazılardan bir derleme oluşturularak meydana getirilmiş. Diğer bir deyişle, sürekliliği olan bir roman değil, farklı konulara dair kısa mizahi yazılardan oluşuyor. Şimdi düşündüm de pek de geçerli bir sebep değilmiş benimki. Yanlış zamanda yanlış tarzda eser okumaya kalkışmışım işte ya! Neyse ki bugünlerde tekrar elime aldım da bitirmeye muvafık oldum. Üstüne üstlük zevkle okudum. Bu da demektir ki bir seneye yakın süreçte el değmemiş kitap olmaktan çıkmış eser. Güzel, güzel.

Sen neymişsin be Refik Halid! Eleştirilerini mizahi bir üslubun ardına saklaman onları daha sivri, daha etkili ve haliyle daha can acıtıcı yapmış. Bilmezdim romanlarını okurken böyle acımasız bir yönünün olduğunu. Takdir edilecek yönün şu ki, terbiye ile terbiyesizlik arasındaki ince çizgiye hiç dokunmadan, büyük bir ustalıkla dile getirmişsin 1920li yılların yaşamından kesitleri. Doğru gözlem, doğru aktarış biçimi. Her baba yiğidin harcı olmasını istediğim bir özellik ama öncelikle arkadaşlarımdan bazılarına nasip olur umarım. 


Hamiş: Yazının girişinde alıntı yaptığım kısım Konfora Dair başlıklı yazıya aittir. Meraklısına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder