2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2013 Pazartesi

Song Joong Ki'nin oyunculuğuna cila çektiği yapım: Nice Guy ( 2012 )

Bu dizi ile ilgili bir yazı yazma konusunda öyle çok gelgit yaşadım ki papatya falı bakmama ramak kalmıştı. Çiçek verecek biri çıkmayınca heybemi sırtladığım gibi geldim buralara. Yayınlandığı dönemde arşivlemeye başlamış fakat yazımı okurken, hatta okumadan evvel farkedebileceğiniz X faktörüne rağmen seyretmemiştim Nice Guy'ı. Yakın zamana kadar istikrarlı gidiyordum. Ne zaman ki A Werewolf Boy'u seyrettim, o zaman üzerinde toz tabakası oluşan bu yapımın bana göz kırptığını farkettim. Velhasıl, işte geldim, buradayım. Vakit kaybetmeden heybemde neler olduğuna bakalım mı birlikte? Evet dediğinizi duyar gibiyim. Hayaller, hayaller...

Alemde Nice Guy olarak bilinen, benim kendisine Innocent Man'i daha çok yakıştırdığım, yine de ilkini kullanmayı seçtiğim,  romantizmle karışık dram yağışlı, yer yer afili entrika yüklü bir Güney Kore draması ile karşı karşıya kaldım bir süre. Ahım şahım bir yapım olduğunu söyleyemeyeceğim fakat Song Joong Ki, nam-ı diğer X faktörü, oyuncu adı altında parladığı için yirmi bölümü sürüncemede bırakmadan seyretmeyi başardım. Arada üç günlük mola verdiğim oldu fakat başka yapımlara göre devede kulak kaldığından önemi olmadığını düşünüyorum. Madem öyle niye yazdım? Ben de bilmiyom Cevdet, ben de bilmiyom yane

Şimdi ben bir insan yirmi sekizine basmış olsun da bu kadar tatlı olsun şeklinde bir tepki vereceğim, sizler de görmezlikten geleceksiniz. Anlaştık mı? Öhöm! Yirmi bölümden oluşması Joong Ki hayranları için iyi olsa da Nice Guy için öyle olmadı. Dizi aynı merkez etrafında döndü durdu. Beni de serseme çevirdi. Buna rağmen, ilginçtir, oflayıp poflamadan izledim. Hadi ama! Sebebini bir önceki paragrafta açıkladım zaten. Sürekli söyletmeyin. Öhöm! Sakinim. Tamam.

Sağdaki sahneyi çok hoş bulduğumdan ötürü ben çektim. Nice Guy'ın görüntü yönetmenini tebrik ediyorum buradan. Twitter'da dile getirmiştim diziyi bu yönden beğendiğimi ama kimseyi inandıramadım. Görsel deyince herkes Joong Ki olarak algıladı. Ben de pes ettim. Neyse. Konuya beş kala iyice saçmalamadan özüne ineyim dramanın. Nice Guy, aşık olduğu kadın uğruna geleceğini feda eden, karşılığında ihanet gören bir erkeğin intikamını ve kullandığı bu iki ucu keskin bıçak yüzünden ödediği bedeli anlatıyor diyebilir miyiz? Diyebiliriz bence. Yazının bundan sonraki kısmında ana çizgiden sapmamak dileklerimle üç ana karaktere geçiş yapıyorum o halde.

Kang Ma Roo... Diziye ismini veren karakter. Tıp öğrencisiyken sevdiği kızın işlediği cinayeti üzerine almak yoluyla seyirciye pes dedirten, hatta " Aklın başında mı senin? " ya da " Biri bu çocuğu iyice sarssın. Yirmi bölüm sonraki sonunu iyi görmüyorum " şeklinde tepkiler verdiren yavrumuzdur kendisi. Fedakarlığı(!) karşılığında eline geçen bir avuç ihanettir. Hapisten çıkınca hasta kız kardeşine bakma yükümlülüğünün sırtına yüklediği ağırlıkla jigololuk yapmaya başlar. Aa! Tam da şu an aklıma geldi. Rain de Sang Doo, Let's Go to School! dizisinde aynı nedenden ötürü jigololuk yapıyordu. Tamam, kaynatmıyorum ortalığı.

Nerede kalmıştık? Heh! Kang Ma Roo ihanetin etkisiyle bir taş kadar hisli hale geldiğinde bir zamanlar sevdiği kadının evlendiği adamın ilk eşinden olan kızının - zincirleme isim tamlaması az gelir buraya - uçuş esnasında rahatsızlanması sonucu yardımına koşar. Pardon, zoraki ötelenir olacak o. Üniversiteden atılmadan önceki süreçte öğrendikleri sayesinde müdahalede bulunacakken tüm şaşırma ünlemlerini kullanabileceğimiz bir biçimde uğruna hapse girdiği Han Jae Hee ile burun buruna gelir. O anlarda yaşadıkları sürtüşme... Bir dakika! Bu yolun sonunda dizinin finali görünüyor. Biriniz de demiyor ki n'apıyorsun sen diye? Kendimi kaptırmış anlatıyorum da anlatıyorum. Cıks!

Hemen toparlıyorum. Yukarıda bahsettiğim karşılaşma ve peşinden gelen bir dizi olay sonucu Kang Ma Roo İhanetin Bedeli adlı filmin çekimlerine başlar. Ödetme yöntemi ise Han Jae Hee'nin üvey kızı Seo Eun Gi'yi kendine aşık etme yolundan geçer. Eh! Buradan sonrasını da izleyerek öğrenin artık. Olmaz mı? 

Şimdiye kadar birkaç karede görmüş olduğunuz üzere Kang Ma Roo karakterini Song Joong Ki canlandırıyor. Doğrusu çehresinden bal damlayan birinin bu tiplemeyi beş yıldızlı bir canlandırma yoluyla seyirciye aktarması beni benden aldı. Mimiklerindeki ve bakışlarındaki ani duygu değişimleri ve bunlar arasındaki geçişler hala aklımdadır, etkileyiciliğini korumaktadır. Daha önce de belirttiğim gibi diziyi izlenebilir yapan en büyük etkenlerden biri aktörün sergilediği performanstır.

Şunu belirtmekte fayda var. Eğer Hakkı'nın hakkını Hakkı'ya tam olarak vermek istiyorsanız önce Sungkyunkwan Scandal'ı seyretmelisiniz. Aktörün dizide canlandırdığı karakter buradakiyle taban tabana zıt olduğundan oyunculuk namına neler yapabileceğini net bir biçimde gözlemlemiş olursunuz. Ben çenemi yerden topladım kaç defa. Ya! Minik bir itiraf niyetine şunu da yazayım: Uzun zaman sonra ilk defa bir karakter yüzünden - sondan bir önceki bölümdü galiba - kolayca gözyaşı döktüm. Hüngür hüngür ağlatan kim olacak acaba? Hadi bakalım.

Seo Eun Gi... Kızımızın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir herhalde. Babası tarafından üvey evlat muamelesi görmek, aşık olduğu ilk adam tarafından kullanılmak, haf... Spoiler girmeyeyim değil mi? Başlarda asi, astığım astık kestiğim kestik, asabi, biraz da uyuz bir tipleme iken dizinin ikinci yarısı gözüyle baktığımız bir dönüm noktası itibariyle yüz seksen derece değişim geçiren bir karakterdir. Maa Roo'ya japon yapıştırıcı etkisiyle tutulması başına ne işler açtı ama deli gönlü bir türlü uslanmadı.

Moon Chae Won ile ilk karşılaşmamız Nice Guy vasıtasıyla oldu diye düşünürken bir de baktım ki Take Care of the Young Lady'de oynamış. Hafızaya gel, çay demle. Neyse. Az evvel belirttiğim gibi bir karakteri iki farklı biçimde seyirciye sunduğu için oyunculuğu hakkında fikir edinme şansına sahip oldum tek yapımla az biraz. Diğer diziden hatırladığım bir şey yok kendisine dair ya o bakımdan diyorum. Song Joong Ki ile kimyalarının fazlasıyla uyuşması dikkat çekici olduğu kadar güzel bir durumdu bence. Bu tip şeyler yapımların etkileyicilik derecesini arttırıyor ne de olsa.

Dizinin kötü kadını Han Jae Hee ile tanışmış bulunmaktasınız. Dikkat edin. Sizin de geleceğinizi karartmasın :P Gözünü yükselme hırsı bürüyünce tüm değerlerini kaldırıp çöpe atan sonra da gidip çöplükte tekrar tekrar arayan bir karakter olduğunu söyleyebilirim. Rolü canlandıran Park Si Yeon işini layığıyla yapmasının yanında İngilizce telaffuzu düzgün bir Koreli olmasıyla da dikkatleri üzerine çekmiştir. My Girl dizisiyle yıldızı parlayan oyuncu ile ara sıra karşılaşıyoruz çeşitli yapımlarda. İyi oluyor. Güzel oluyor. Yine görmek isterim şahsen.

Efenim, gönül isterdi ki bir aylık aranın ardından başka bir biçimde sizleri karşılayayım ama neye niyet neye kısmet durumu oldu yine. Demem o ki, bir dizi tanıtımının daha sonuna yaklaştığımız şu dakikalarda sizlere Nice Guy süresince çalan şarkılardan en sevdiğimi hediye ediyorum. JYJ üyelerinden Junsu'nun o muhteşem sesiyle her bölüm sonunda kulaklarımızın pasını sildiği, Song Joong Ki'nin bizzat seslendirerek duygusal sahnelerin etkisini bir kat daha yükselttiği şarkılara da kulak vermenizi tavsiye edeyim de ben...


Güya yazmamayı düşünüyordum he! Bir de yazmaya istekli olsaydım ne kadar coşacaktım kimbilir. Bu uzunluğa bi el atmam lazım ilerleyen yazılarda. Bana eziyet, sizlere eziyet; yaşatmak istemem kimseye böyle bir mağduriyet. Ne diyorum ben yine?! Şöyle bir toparlamak gerekirse Nice Guy altını çizerek seyretmenizi tavsiye edeceğim bir yapım olmamakla birlikte anlamazlıktan geldiğim bir sebepten - biri Song Joong Ki dedi oradan, duydum - ötürü seyirciyi yirmi bölümün sonuna dek götürebilme kabiliyetine sahip olduğundan... Toparlayamayacağım ben bu cümleyi. Senaryo tam olarak tatmin etmese bile oyuncuların performansı eder diyeyim en iyisi. Kardeşim gidip üniversite hocasına tavsiye etmişken ben ne diyeyim ki? He! Az kalsın unutuyordum. Finalden memnun olmayanlar çoğunluktaymış. Bir ben miyim seven? Şimdi yine her yazıda aynı terane diyeceksiniz ama bu diziden önce kanalda yayınlanan Bridal Mask'ten ötürü yineliyorum lafımı: Eğer seyretmediyseniz önce o yapımı elden geçirin. Bence. 

PS: Fotoğraf hakları ikinci, üçüncü vb. şahıslara aittir.

8 Şubat 2013 Cuma

Bu dizi benim için Park Ki Woong'dur: Full House Take 2 ( 2012 )



Rain oynuyor dediler, geldik. Aa! Bir dakika! O başka bir diziydi değil mi? Efenim, girizgahtan anlayacağınız üzere bu diziye K-Drama tarihinin kült yapımlarından biri olan Full House'un devamı niteliğinde bakılıyordu. Yönetmen farklı, yapımcı farklı, senarist farklı, oyuncular farklı. Sözün özü, farklı üssü farklı. Amma ve lakin dizinin adı Full House Take 2 olduğundan seyircide bir soru işareti, bir beklenti, dizi yayınlanınca bir karşılaştırma derken önünü alamadık bu tarz şeylerin. Yapmayın dedim. Ortada sahte bir ilişki sözleşmesi var diye iki diziyi birbirine karıştırmayın dedim. Dinletemedim. Neyse. Biz asıl mevzuya dönelim.

Tatlılıkta Park Ki Woong ile yarışır.

Full House Take 2, Güney Kore'nin 2012 yılında servis ettiği romantik komedi tadında bir yapım. Öncekilerin aksine, yarımşar saatlik bölümlerden oluşuyor. Haftanın dört günü yayınlanıyordu bu sebepten ötürü. On altı bölümlük diyeceğim fakat bir bölüm iki parça halinde yayınlandığı için otuz iki de diyebiliriz. Niye bu kadar ayrıntıya girdiğimi biri bana açıklasın bu arada. Bendeniz diziyi seyretmeye vaktinden kısa bir süre sonra başlamış ve beşinci bölümde bırakmıştım. İki ay boyunca elimi sürmedim. Üzerine hangi yapımı kokladım acaba? Bilgisayarda ilgili klasörü her açışımda başka bir dizinin adına tıkladığım için vicdanım bik bik ötüyordu. Sonunda dayanamayıp kaldığım yerden seyretmeye devam ettim. İyi etmişim bence.

Dikkat! Komik sahne! 

İlk bölümler aklımda pek taze olmadığı için - sözüm sana zayıf hafıza - konuyu ne derece toparlayabileceğimi bilemedim şimdi ama denemekten zarar gelmez. Full House Take 2, Hapkido denilen dövüş sanatının öğreticiliğini yapan Jang Man Ok'un sade Güney Kore'nin değil Asya'nın da en büyük idol gruplarından TAKE ONE'ın stilistliğini yapmaya başlaması ile gövdeden ayrılıp grubun iki üyesine bir çizik atarak aşk üçgeni oluşturmasıyla dallanıp budaklanan bir yapım. Daha geniş bilgi için bkz. elden geldiğince yapılan karakter tanıtımları.

He canım, he! Sevimli olmuşsun. He!

Lee Tae Ik, babasının ailesiyle birlikte huzur ve mutluluk içinde yaşamak için almış olduğu, bünyesinde Full House denilen saray yavrusunu barındıran araziyi avuçları arasında tutan U Entertainment başkanı Lee Joon'un şirketinde köle, elim sürçtü, idol pozisyonundadır. Hakkı olanı geri almak uğruna TAKE ONE grubu adı altında birçok alana yayılan bir çalışma yürütmektedir. Araziye karşılık eşek gibi - Tae Ik duysa bu dediğimi var ya, of - çalışıyor sizin anlayacağınız. Katlanması zor bir kişiliği olduğu için grubun bütün stilistlerinin arkalarına bakmamacasına kaçmalarına neden oluyor. Ta ki Jang Man Ok ile karşılaşıncaya dek. Dişine göre birini buluyor nihayetinde.

Dizi boyunca böyle olsaydı saçları No Min Woo'nun gıkımı çıkarmazdım. Gelin görün ki... Ya da görmeyin. Yazının girişine eklediğim posterdeki saç tipi iyileştirilmiş hali diyeyim aslının. Gerisini hayalgücünüz halletsin. Bir yerden sonra düzelir elbet diye bekledim. Çok beklersin dediler. Neyse. No Min Woo canlandırıyor Lee Tae Ik karakterini. My Girlfriend is a Gumiho'dan tanıyor olsam da kendisini bu dizide daha başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Karakterden ötürüdür muhtemelen. Daha çok ifade kullanabileceği, hal ve hareketlerinde serbestleşebileceği, aslen böyle oynuyorum diyebileceği bir yapım olmuş Full House Take 2 onun için. Bence.

Kediyi de araya sıkıştırdım ama neyse :P Bakmalara doyamamalar.

Jang Man Ok, küçük yaşta ailesini kaybettikten sonra dedesinin yanında yaşamaya başlamış. Buna bağlı olarak Hapkido öğreticisi olmuş. Mesleğini seviyormuş fakat içinde gizliden gizliye stilist olma hayali de yanıyormuş. Sönmeyen bu meşaleyi dedesinin yurtdışına çıktığı bir dönemde açığa çıkarıyor nitekim. O arada birşeyler oluyor ve U Entertainment'a borçlanıyor. Ödeme şekli taksitler halinde değil de TAKE ONE grubuna üç aylık stilistlik yapma şeklinde oluyor. İş Lee Tae Ik ile sahte nişan yapmaya kadar varıyor. Dokunduğu ruhu iyileştirme yeteneğine sahip kızımız Lee Tae Ik için neler yapabilecek acep? İzleyelim görelim. Ben gördüm gerçi. Siz seyredin öyleyse. 


Hwang Jung Eum ismini Can You Hear My Heart dizisinden ötürü bilirim. Aktrisin oyunculuğunu da aynı yapımdan ötürü severim. Full House Take 2'da da üzerine düşeni yaptı. Başka yapımlarda da yolumuz kesişirse fena olmaz hani. Merak ettiğim birşey var yalnız. Konuşması doğuştan gelen bir bebeksilikte mi yoksa bilerek mi yapıyor? Şimdi bile tuhaf kaçıyor ki bunun yaşlılığı var a dostlar. Altmışlık bedende beş yaşındaki çocuğun tonlamasını hayal edebiliyor musunuz?


Won Kang Hwi karakterine kaç satır kaldı derken bir de baktım ki gelivermişim. Yazının başından beri bekliyordum bu anları. Kendisi TAKE ONE grubunun diğer üyesi. Ana karakterlerde olduğu gibi Kang Hwi'de de çocukluk dönemine ait aileden kalma bir yara var türü farklı olsa da. Herkesin başına yetişkin olduklarında bir dert vermişler de bununki çok fazlaydı be ya! Ne gereği vardı diziyi ağlak Yeşilçam filmlerine benzetmenin? Bayılırım bu arada öyle filmlere ama çaktırmayın siz yine de. Öhöm!

Lafı dolandırmaya gerek yok: Yerim!

Won Kang Hwi, klişelerin insanı. Hani şu iki numaralı karakterin ilkinden daha sevilesi olduğu basmakalıp tiplerden. Sözüm size sevgili senaristler: Bıkmadınız mı yardımcı rolleri bu tiplere yerleştirmekten? Kime üzüleceğimize şaşırıyoruz sonra. Aa! Olmuyor ama böyle. Bendeki ikinci adamı tutma huyuna da selam çakıyorum yeri gelmişken.


Kim derdi ki Gaksital'in Shunji'si şirinlik abidesi olup çıkacak, insanlar sevimlinin sözlük tanımında onun adını görecek diye. Tamam, Shunji olduğu dönemde de vardı bi tatlılık Park Ki Woong'da da ama gerçeğin binde biriymiş meğer. Öğrenmiş olduk. Böyle yüz seksen derecelik karakter değişimilerini severim ben. Oyuncuların potansiyelini görmek açısından iyi oluyor. 


Fotoğraftaki var ya şu fotoğraftaki, rolünün adamıdır kendisi. En iyi şekilde canlandırır. Rol aldığı yapımlar arasından sade ikisini izleyen biri için bu kadar net konuşmak doğru değil belki ama beni yalanlamayacak gelecekte. O yüzden rahatım. Sizin gibi yetenekleri başrolde görmek isteriz sevimli/sevgili Park Ki Woong


Sıradaki parçamız Park Ki Woong'dan gelsin o halde: Baby Why. Velhasılıkelam, TAKE ONE grubunun dizi boyunca dinlemekten bıktığım şarkısı yerine OST albümünün başka bir parçasını ekledim buraya ki yaklaşık iki saattir dinliyorum. Aktörün ses rengini aşırı derecede beğenen biri olarak nimet niteliği taşıyor benim için Baby Why. Canlı söylerken de böyle midir bilemiyorum ama... Yakışır sözün özü. 

Dizide böyle bir sahne var mıydı? Sevgilisini çağırın bana Hwang Jung Eum'ın :P

Full House Take 2 adı altında Park Ki Woong döşedim her yana. Bu yapım da diğerleri gibi bireysel değil bütünsel başarının ürünüdür. Aktörlerin her biri elinden geleni yapmış. Nefret edilesi karakterlerden ölesiye nefret ettik, son anda iyiye dönen kötülere " Hadi be sen de! " tepkisini verdik, yavaş yavaş iyileşme gösterenleri takdir ettik, baştan beri iyi olanlara memnuniyetle karışık teşekkür ettik. Falan filan. Toparlamak gerekirse, dizi romantik komedi türünden beklenebilecek tüm klişeleri sergilemesine rağmen sevilesi birşey olmuş. İzleyelim, etrafımızdakilere izletelim. Ama ne zaman? Gaksital'i seyrettikten sonra. Henüz seyretmediyseniz tabii.

Sevgiler.

1 Şubat 2013 Cuma

Nâzım Hikmet şiiri okuyor bu dizide ana karakter dediler, geldik: Cheongdam-dong Alice




Ee, hep takip ettiğimiz oyuncular aracılığıyla dizilere doğru çekilecek değiliz ya, bu kez de böyle olsun dedik. Ortalıkta fısıltı halinde dolaşan " Dizide Nâzım Hikmet şiiri okuyorlar. Türkiye'nin de adı geçiyor " ve benzeri cümlelerden ötürü ilgi katsayımda yükselme yaşayıp o anların videosuna tıklamamla Cheongdam-dong Alice'i seyretmeye karar vermem yakın zamana denk düşer. Okuduğum kitaplarda ülkemize dair sırf şehir ismine rastlayınca bile sevindirik olmamdan belliydi böyle olacağı. Velhasılıkelam, işbu diziyi bitirip geldim, buradayım.


İlk birkaç bölümü saymazsak yayınlandığı dönemle eş zamanlı olarak seyredip tamamladığım ilk Güney Kore draması - Uzakdoğu olarak da genişletebiliriz aslında - olması hasebiyle bir ödülü hakediyor Cheongdam-dong AliceBen yazının sonuna kadar ismini doğru yazabilecek miyim diye düşünedururken siz okumaya devam edin. Dizimiz yayınlanma süreci 2012 - 2013 yılları arasına denk düşen, on altı bölümlük Güney Kore yapımı bir romantik komedi. Konusu fakir kız ile zengin oğlanın aşkı deyip sizi atlatmak, kendimi de mevzuyu toparlama eziyetinden kurtarmak vardı ya neyse. Eli yüzü düzgün birşeyler yazacak olursak durum şu: Han Se Kyung adındaki başarılı ve bir o kadar hırslı stilist kızımızın sahip olduklarıyla giremediği Cheongdam-dong ortamına lüküs mağazalar zinciri başkanlarından Jean Thierry Cha aracılığıyla adım atmaya çalışmasını ve o süreçte yaşananları anlatıyor Cheongdam-dong Alice. 


Bu dizide en çok neyi sevdim biliyor musunuz? Ana karakterlerin kusursuz olmayışını. Denk geldiğim birçok K-Drama karakterinin aksine biri olabildiğince arızalı, diğeri ise tam bir - şarkı sözüyle açıklamak istiyorum müsaadenizle - çok değiştim ben, artık melek değilim. Biraz da bu yüzden sıradan bir zengin oğlan&fakir kız hikayesi olmaktan çıkıyor ve senaristler seyirciyi yoldan çıkmış bir romantik komediyle yüzyüze bırakıyor. İflah olmaz. O derece. Karakterlerle biraz daha deşelim bence bu durumu.


Han Se Kyung, stilist olma hayali kuran biridir. Başarılı bir özgeçmişe sahip olmasına rağmen yurtdışında eğitim görmediği için yeteneklerine bakılmaksızın işverenler tarafından reddedilmektedir. Nihayetinde bunun suçunu fakir bir ailede doğmuş olmasına bağlar. Bu böyle gitmez diyerek sahip olduklarıyla giremediği ortama para ve güç sahibi biri aracılığıyla girmeye karar verir. Bundan sonra yapması gereken tek şey kendisine harikalar diyarının kapısını açacak bir beyaz tavşan bulmaktır.


Sizi bilmem ama ben Moon Geun Young ismini oyunculukta iyi derece olarak görüyorum. Bu yapımda da yanıltmadı beni. Rol açısından iyi iş çıkarmasının yanında partneriyle arasındaki uyum da diziyi güzel kılan şeylerden biriydi. Geçenlerde K-Drama tutkunu olmadan evvel - yıllar yıllar öncesine tekabül ediyor - seyrettiğim bir filmde oynadığını öğrendim. Şaşırdım. Yüzüme yastık tuttuğum sahneler vardı. O yüzden hatırlamıyorumdur belki. ( bkz. A Tale of Two Sisters )



Klişe yıkıcı başkan olarak Kim Joo Won'u ( ayrıntılar için seyrednz. Secret Garden ) bilirdim ben. Meğer başımıza Jean Thierry Cha diye birşey de gelecekmiş. Adam bildiğin arızalı. Haklı gerekçeleri var gibi görünüyor bu halde olmasının. Zira anadan terk, babadan mirastan men, sevgiliden maddi sebeplerden ötürü red denilen muhteşem üçlü melek gibi çocuğu tuhaf - yumuşatılmış hali aslında bu başka bir sözcüğün - bir karaktere dönüştürmüş. Her şeye sil baştan başlamış. Hayatını yeniden şekillendirmiş ve en büyük hedefi kendisine vaktiyle acı çektirenleri cezalandırmak olmuş. Yandan da Han Se Kyung'un Cheongdam-dong'a girmek için seçtiği hedef olmuş mu sana? Komşulara haber salın. Beyaz tavşan bulundu. Ufak bir not: Kızımız oğlumuzu Jean Thierry Cha olarak değil sekreteri olarak biliyor. İşler biraz karışık sizin anlayacağınız.


Modacı görünümünün altında Cheongdam-dong çöpçatanı yatan Tommy Hong ile tanışın. Başarısını yeteneğiyle elde etmeyengiller familyasına ait bir tür. Zengin kesimi memnun etme çabası içerisinde olmazsa sıfırı tüketeceğinin bilincinde olanlardan. Bu yapımdaki çift yönlü karakterlerden biri Tommy Hong. Bu yüzdendir ki kendisini seyretmek ayrı bir zevkti. Duyduğuma göre rolü canlandıran Kim Ji Suk için de Moon Geun Young ile çalışmak öyleymiş. Velhasılıkelam, diziye aktris için girmiş. Hayranıymış sizin anlayacağınız. 


Seo Yoon Joo... Se Kyung ile lise yıllarından kalma bir gıcıklaşma durumlarının olduğunu öğrendiğimde dizinin kötü karakteri olacak sanmıştım ama gerçek başkaymış. Kendisi zengin erkek avından eli dolu dönenlerdendir. Cheongdam-dong'a girmeyi başaranlardan olup Se Kyung'u kanatları altına almış, hatta ona içerisinde yazılanları adım adım gerçekleştirirse o çevreye girmesine imkan sağlayacak bir defter vermiştir. Sözün özü, yardımcı kadın oyuncu koltuğuna oturuşunun hikayesini okudunuz So Yi Hyun'un. Adı geçmişken, bizim maknae ( Kim Hyung Jun ) ile dizi çekmişlerdi. Hala seyretmediğim aklıma geldi de şimdi. Cıks!


Bu dizinin bana hediyesiydi Nam Goong Min. Konuk oyuncu da olsa, rüzgar gibi de geçse, üç bölümlüğüne de olsa gördüm ya... Daha ne diyeyim? Anladınız siz. Doldurun boşluğu ona göre. Han Se Kyung'un eski sevgilisi rolündeydi. Eski sevgiliymiş. Peh! Ömür boyu saklanır ki bu... Öhöm! 


Utanç verici bir itirafta bulunmanın zamanı geldi. Yukarıda görmüş olduğunuz sahnede ve devamında saçımı başımı yoldum sevgili okuyucu. Mecazi manada değil üstelik, gerçek anlamda. Bir insan otuz beşinde bu kadar sevimli olamaz. Olmamalı. Pişt! Sana diyorum Park Si Hoo! Şaka maka demeyi çok isterdim şuracıkta. Maalesef vaziyeti kabullenmekten başka birşey gelmiyor elimden. İlk defa bir oyuncu yüzünden saçımı başımı yoldum. Boşluğuma denk gelmiştir diye ümit ediyorum. He! Bir de şu dans var ki ailecek müptelasıyız. Hala açıp açıp gülerim:



Madem Park Si Hoo'dan girdik, ondan devam edelim. Daha önce yardımcı erkek oyuncu rolünde izlemiştim kendisini epey eski bir yapımda. Yollarımız Cheongdam-dong Alice üzerinde tekrar kesişti. Hatta eş zamanlı olarak Iljimae de de öyle. Etti mi sana üç? Yavaş yavaş bir düşünce oluşuverdi haliyle. O da oyunculuğunun geliştiği yönünde. Bir Lee Jun Ki etkisi bırakmaktan uzak üzerimde fakat bir tık altında da olsa sorumluluğunu üstlendiği rol daha iyi oynanamazdı diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Öyle de bir durum mevcut. 


Aranızda videoyu açmaya üşenenler olur diye gif koydum. Tuzaklarla dolu bu yazı. Nihahaha! Müptelası oldum ben. Siz de olun. Öhöm! Yazıyı daha fazla sulandırmamak adına Park Si Hoo'yu bu dizideki performansından ötürü tebrik ediyor ve kendisine yıldızlı pekiyi veriyorum. Cheongdam-don Alice'i başka bir zaman yeniden seyretmek üzere arşivime atıyorum. Böylelikle sizlere de tavsiye ettiğimi belirtmiş oluyorum. Velhasılıkelam, son bölümlere doğru parçalı bulutlu bir hale bürünse de o anlarda bile karakterlerin tepkileri bakımından farklı bir çizgide ilerleyerek gönlümü fetheden bir yapım oldu bu dizi. Boş vaktiniz varsa izlemekten çekinmeyin. Korkmayın, ısırmaz.

Sevgiler.

PS: Yazıda kullandığım fotoğraf, gif, video vs. ikinci, üçüncü vb. şahıslara aittir. 

16 Ocak 2013 Çarşamba

Lee Jun Ki gelmiş, hoşgelmiş: Arang and the Magistrate ( 2012 )


Lee Jun Ki'ye hoşgeldin demekte geç kalmış olabilirim. Zira kendisi askerlik görevini bitirip ekranlara döneli epey oluyor. Yine de es geçemedim. İçim elvermedi. Yani diyorum ki bu diziyi seyretmeye karar verdiysem sebebi bahsi geçen aktörün uzun bir aradan sonra rol aldığı yapımın ne menem birşey olduğunu merak edişimdir. Tuhaf bir bağlantı kurdum cümleler arasında ama anladınız siz ne demek istediğimi. En azından öyle olduğunu varsayıyorum. 


Arang and the Magistrate'i izlemeye tam olarak ne zaman başladığımı hatırlamıyor olsam da yayınlandığı dönemde olduğunu sanıyorum. Durum şu: Büyük bir hevesle giriştiğim yapıma sekizinci bölüm itibariyle uzun bir ara verdim ki bugünlerde bitirdiğimi düşünecek olursak ayları kapsıyor. Nedenini/Niçinini bilemiyorum. Bildiğim şey bir yerde ipin ucunu kaçırmış ve tüm aramalarıma rağmen geçen haftaya değin bulamamış oluşumdur. Açıkçası Lee Jun Ki oynuyor diye silmeye kıyamamıştım. Sonra yenilenen hevesimle yeniden başına oturdum ve buradayım gördüğünüz gibi.


Yine girizgahı fazla uzattım değil mi? Balıklama dalıyorum öyleyse diziye. Sağda solda okuduğuma göre Arang and the Magistrate Kore hayalet hikayelerinden birinden yola çıkılarak çiziktirilmiş. Gel vatandaş, gel! Ne ararsan burada. Gel! Romantizm isteyene romantizm, dram isteyene dram; tarihi, fantastik, aksiyon vb. isteyenin eline de her birinden birer tutam tutuşturuyor yirmi bölümlük 2012 yılı Güney Kore yapımı bu dizi.


Gelelim en sevmediğim kısım olan konu yazımına. Arang and the Magistrate ölüm sebebinin ardındaki gizemi araştıran, Casper kadar olmasa da sevimli mi sevimli hayalet Arang ve yıllar önce intikam hırsı ile evini barkını terkeden annesinin izini süren Kim Eun Oh karakterlerinin yollarının kesişmesiyle yavaş yavaş çözülen bir dizi gizemi ve peşinden sürüklediği karakterlerin yaşadıklarını anlatıyor. Oh be! Üzerimden fil kalkmış gibi hissediyorum şu an. O derece.


Şu fotoğrafı ekledikten sonra beynimden geçenler aynen şöyle: Kendini tutmalısın, aklının iplerini fazla salmamalısın, ergenvari hallerini en az zararla atlatacak şekilde yansıtmalısın. Ne kadar başarılı olabileceğim acaba? Lee Jun Ki'den bahsedeceğim. Borudan değil. Ne derece hissiz olabilirim? Junkiciğim - salise bir gol bir - Arang and the Magistrate için biçilmiş kaftan demek isterdim amma ve lakin diyemiyorum çünkü kaftan beyimize dar gelmiş. Aslında sade ve sadece My Girl'ü seyreden biri olarak böyle bir yorumda bulunmam çok saçma. Orası öyle de his mi diyeyim cevheri görme mi diyeyim ne diyeyim bilemedim fakat sağlam bir temele dayandırmasam bile rol aldığı yapımların tümünü seyredenlere sorsanız aynı şeyi size onlar da söyleyeceklerdir. Olmadı ufak çaplı bir araştırma yapın. Aldığı ödüller benim size anlatamadığımı gayet güzel anlatır. Velhasılıkelam, aktörümüz bir dahaki sefere potansiyelinin doruklarını sergilemesine fırsat tanıyan bir yapımda rol alırsa çok sevineceğim.


Jun Ki'yi nasıl biliriz? Bir kere dublör kullanmak gibi bir derdi yoktur. Uçmalı, atlamalı, takla atmalı vb. aksiyon çeşitlemelerinde hareketlerine yardımcı olacak kabloları kullanmak gibi bir derdi de yoktur. Neden mi? Çünkü birkaç dövüş sanatında dereceleri var. Kuşaklardan kuşak beğen de diyebiliriz bu duruma. Velhasılıkelam, aksiyon sahnelerinde Jun Ki'yi seyretmenin zevki başkadır. Adam rol yapmıyor da yaşıyor o anları sanki azizim. Anlatmakla olmaz. Görmeniz lazım. Arang and the Magistrate yeteneklerini sergilemesine zaman zaman fırsat tanıdı bu anlamda. Ben de mutlu oldum tabii. Ne de olsa silahsız dövüş sahnelerini severim. Gerçekte değil ama... Sonracığıma oyunculuk yeteneği herkese parmak ısırtacak derecededir. Gözardı edebilene aşkolsun. 


Konumuz bu değil ama aç parantez yapmak istediğim bir durum var. Jun Ki'nin yıldızının cilasını yapan asıl yapım The King and The Clown imiş dediklerine göre. Geçmiş zamanın hikayesini kullandım kullanmasına da ben bile biliyorum o filmle parladığını. Neyse. Geçenlerde araştırıyordum kim ne yazmış diye ki beni çok eğlendiren cümlelere rastladım. Filmi seyredenlerin bir kısmı aktörü kız zannetmiş. Hem güldüm hem ağladım. Lafın gelişi tabii. Adam güzel arkadaşlar. Yapacak birşey yok. Üzülmeyin fazla. Bu gerçeği kabullenip yolunuza devam edin. He, bir de yakışıklı olduğu gerçeği var. Onu da unutmayalım. Alın size ortaya karışık salata. Laf açılmışken, en sevdiğim çekik gözlere sahip kişidir kendisi. Bu da böyle biline. 


Bu bir dizi tanıtım yazısı olacaktı değil mi? Şu andan itibaren öyle olsun madem. Lee Jun Ki, dramada Kim Eun Oh rolünde. Annesini ararken kendini bir anda Miryang'da buluyor. Şehre yargıç oluyor. Hayaletleri görmek gibi bir yeteneği var fakat onları başbelası olarak gördüğünden görmemezlikten gelmeyi tercih ediyor. Arang ile karşılaşıncaya dek... Başta ona da ilgisi yoktur fakat hayaletin saçında annesine hediye ettiği tokanın eşini görünce " O ilgisiz halimden eser yok şimdi " diye başlar çığırmaya. Annesine giden yolun Arang'dan geçtiğini anlayınca onunla bir anlaşma yapar. Bu anlaşmanın yargıcı nerelere götüreceğini de varın siz bulun. Aktörün rolünü layığıyla yerine getirdiğini belirtmeme gerek var mı? Yoksa bile belirttim gerçi az önce. 


Shin Min Ah... Güzel kadın vesselam. Dizide ölümünden önceki adıyla Lee Seo Rim, ölümünden sonraki adıyla Arang karakterlerini canlandırıyor. Ağırlığın hangisinde olduğu dramanın adında saklı. Arang hafızasını yitirmiş bir hayalettir ve ölüm meleğinin elinden kaçmak suretiyle Miryang şehrindeki yargıçların başına bela - niyeti bu değildi - olur. Çünkü ölümünün ardındaki sır perdesini aralamakla bozmuştur kafayı. Hayaletimsi güzelliği(!) yargıçların birer birer ölümüne sebep olur. Gel zaman git zaman Kim Eun Oh şehrin yargıcı olur. Arang artık dişine göre birini bulmuştur. Kendisinin ölüm sebebini araştırması karşılığında yargıcın annesini bulmasına yardımcı olma sözü verince oracıkta işi bağlarlar ve birlikte binbir gizemin peşine düşerler.


My Girlfriend is a Gumiho'yu seyredenler Shin Min Ah'nın bu yapımdaki Arang karakteri için çok doğru bir seçim olduğunu kabul ederler muhtemelen. Muhtemelen diyorum çünkü aralarında kendisini sev(e)meyenler olabilir. Güzellik suç olabiliyor kimine göre. Ben o güruha ait değilim. O yüzden rahatlıkla söyleyebilirim ki Jun Ki ile Arang and the Magistrate için eşleştiklerini öğrendiğimde epey sevindim. Genelde tek taraflı sevgiden ötürü dizilere sürüklenirim de... Fazla söze gerek yok. Kızımız rolünü hakkıyla yerine getirmiş. Casper'dan sonra en sevdiğim hayalet Arang artık. O derece :P


Kang Moon Young dizide üç karakteri canlandırıyor desem?.. Ağırlık Lady Seo maskesi altındaki Moo Yeon'a verilmiş. Kendisi bir zamanlar Cennet perisi imiş. " İlle de insan olup dünyada yaşamak isterim " diye tutturmuş. Bakmış ki müsaade çıkacak gibi değil " Ben de başkalarının bedenlerini ele geçirip yaşarım o zaman " demiş. Yalnız bir sorun var. Dünyada iken gücünün yerinde olması için her ay bir genç kızın ruhundan beslenmesi gerekiyor. Brrrr! 


Kötülerin her daim yardakçıları olur. Bu da Moo Yeon'unki: Choi Joo Wal. Pek kötülük yapabilecekmiş gibi durmuyor değil mi? Bir anlamda öyle. Bir anlamda değil. Aslında tek istediği sıcak bir aile yuvasıdır. Kendisine bunu sağlayabileceğini söyleyen ilk kişinin tüm kötülüklerin anası olması kaderin bir cilvesi olsa gerek. Dileğinin gerçekleşmesi karşılığında Moo Yeon'un beslenme ve bakımını üstlenir. Senaristlerin böyle değişken karakter yazmalarından hoşlanmıyorum. Sevelim mi nefret mi edelim bilemiyoruz sonra ama ben nefretle başladı duygusuz bitti diyeceğim sanırım. Yun Woo Jin canlandırıyor Joo Wal'i. Özellikle peşine düşeceğimi sanmıyorum ama başka yapımlarda karşılaşırsak seyretmekten keyif alırım oyunculuğunu. 


Dol Swe... Kim Eun Oh'a yıllarını veren adam. Öyle düşkün ki ona Arang'dan dahi kıskanıyor. Yargıcın çocukluktan bugüne yanında olan çalışanı. Kölesi demeye içim elvermedi. Köle demişken, aslında bu dizi bir yönüyle sınıf ayrımı konusuna da dokunuyor. Vurguluyor da yer yer. Bu bakımdan Dol Swe'nin gelişimini seyretmek epey keyifliydi. Komikti de. Role yaşam üfleyen Kwon Oh Joong epey güldürdü beni. 


Bu da dizimizin şamanlıktan yana bahtsız kızı Bang Wool. Önceleri hayaletleri duyabiliyordu fakat göremiyordu. Ardından görmeye başladı. Bu sefer de duyamaz oldu. Dizinin sonunda diplomalı şaman olabilmiş midir sizce? Arang ve yargıç ne zaman başları sıkışsa ona danıştılar. O da büyük büyük büyük anneannelerinin kitaplarına danışarak yardımcı olmaya çalıştı. Dol Swe ile aralarındaki diyalog dizinin komedi unsurunun belkemiğini oluşturuyor bu arada. Hwang Bo Ra canlandırıyor karakteri. Ne eksik ne fazla. Tam kıvamında.



Üç kafadarlar. Dizi süresince Kim Eun Oh ile Lord Choi - kim olduğuna hiç girmeyeyim yoksa yazı bitmeyecek - arasında mekik dokudular devlet memurları olarak. " Güç sahibinin yanında mı olsak yoksa hak sahibinin mi? " diye düşüne düşüne kendilerini komik duruma düşürdüler. E ben de güldüm haliyle. Bahsetmeden geçmeyeyim dedim. Aralarından bir tek Kim Kwang Gyu'ya aşinayım. Hem de dört yapımla! Ortadaki oluyor kendileri.


Bu ikisi de mistik bir mekanda baduk oynamaktan öteye gitmediler arkadaş. Diğerleri yeryüzünde sınav üstüne sınav versin, bunlar bir rahat bir rahat!.. Soldan sağa doğru tanıtacak olursak, karanlıklar ve aydınlıklar prensi diyebiliriz. Diyebilirim daha doğrusu. Benden başka böyle tanıtan yoktur zira. Baduk oynamaktan arta kalan zamanlarda Moo Yeon sorunsalının gidişatı ile ilgilenirler. Park Jong Gyu ve Yoo Seung Ho canlandırıyor karakterleri. Pek aktif olmadıkları için yorum yapmak istemiyorum ama Yoo Seung Ho'yu şu sıralar son demlerinde olan Missing You/I Miss You'yu seyredenler oyunculuk açısından değerlendirmişlerdir çoktan diye düşünüyorum. Bu yaşta bu yetenek! Hayranıyız. 


İnanamıyorum. Bitirmeye yakınım. Bu yazıyı benden başka okuyabilen çıkmayacak bence ama olsun. Arang and the Magistrate'i tanıtma ayağına yatıp Lee Jun Ki içlenmelerimin bir kısmını döktüm şuracığa en azından. Öhöm! Kimi sıkıldığını söylemiş izleyenlerden kimi ise sıkılmadığını. Ben kesin bir yargı belirtemeyeceğim ara verdiğim için fakat dönüş yaptıktan sonra bölümleri ikişer üçer yüklediğimden bünyeye sıkılmayangiller familyasına daha yakın olduğumu düşünüyorum. Genel hatlarıyla senaryo ilginç. Özel hatlarıyla da öyle. Bir gizem çözülünce diğerine odaklanıyorsunuz. Bu da güzel. Lee Jun Ki ve Shin Min Ah da var. Daha n'olsun? Haydi dostlar! Ekran başına. Lafın gelişi. Anladınız siz ne demek istediğimi. 

Sevgiler. 

Dipçik notu: Aksi belirtilmedikçe fotoğraflar ve gifler şahsıma ait değildir.